Thesauros Mitoloji Akastos

Akastos

Akastos

Pelias’ın oğlu Akastos; Argonaut seferine katıldı, Peleus’u tuzağa düşürdü ama sonunda kendi kurduğu intikam oyununda can verdi. Adalet yine yerini buldu.

İolkos kralı Pelias’ın soyundan gelen Akastos, hem Argonautlar seferinin hem de Kalydon avının bir parçası olarak tarih sahnesine çıkar. Babanın otoritesinin, evlatların eliyle yürütülen bir ritüele kurban edilmesi, saray hiyerarşisinde yeni bir düzenin inşasına zemin hazırlar; Medeia’nın telkinleriyle gerçekleşen bu eylemle birlikte Akastos, iktidarı devralır ve İason ile Medeia’yı sınır dışı ederek kendi hükümranlığını tesciller.

Ancak yönetimlerin sürekliliği, saray duvarlarının ardındaki ahlaki beklentiler ile kişisel arzuların çatışmasına gebedir. Kalydon avı esnasında konuk olarak gelen Peleus’un, bir arınma arayışıyla Akastos’a sığınması, iktidarın kutsal sayılan "misafirperverlik" gibi bir zorunlulukla nasıl köşeye sıkıştığını gösterir. Kralın eşinin tutkulu ısrarı geri çevrilince, toplumsal bir damgalama yöntemi olarak "namusa göz dikme" iftirası devreye girer. Akastos, geleneksel yasaların getirdiği sorumluluktan kaçınamaz ancak infazı doğrudan üstlenmek yerine, yasaları kendi lehine esneten bürokratik bir şiddet uygular. Peleus’u silahsız ve savunmasız bir biçimde dağın vahşetine terk etmek, devlet aklının kendine zarar vermeden rakiplerini tasfiye etme biçimidir. Yine de Kheiron’un müdahalesiyle bu düzen bozulur; Peleus’un geri dönüşü, halktan veya bir başkasından gelmeyen, doğrudan ezilenin kendi gücüyle kurduğu bir hesaplaşma olarak Akastos’un iktidarını sona erdirir.
Silenos
Çökün bakalım şuraya, ateşin çıtırtısı masalın en güzel müziğidir. Size İolkos'un tahtında oturan, kaderi biraz karışık, biraz da hüzünlü bir adamdan, Akastos’tan bahsedeyim.

Akastos, kralların kralı Pelias’ın oğluydu. Gençliğinde öyle yerinde duramazdı ki; hani şu meşhur Argonaut seferi var ya, altın postun peşine düşen o gözü pek tayfanın içindeydi. Bir de Kalydon ormanlarında devasa bir yaban domuzunu avlayanların arasındaydı. Yani anlayacağınız, kılıcı kuşanıp maceradan maceraya koşacak kadar çevik bir delikanlıydı.

Ama hayat, bazen en güçlü kralların bile önüne düğümler atar. Babası Pelias, o sinsi büyücü Medeia’nın lafına kanıp kızları tarafından bir kazanda şifalı iksir niyetine "hazırlanınca", Akastos bir sabah uyandı ve kendini İolkos’un tahtında buldu. Babasının kaybı mı, yoksa Medeia’nın o zehirli aklı mı dersiniz; Akastos hemen İason ve Medeia’yı yaka paça krallığından sürdü.

Gelgelelim, Akastos’un asıl başını belaya sokan, dostluk ve misafirperverlik sınavıydı. Peleus adında bir yiğit, istemeden de olsa bir hata yapmış, kralın sarayına sığınıp "Beni bağışla, arındır," demişti. Akastos bir gökyüzü sakini kadar adil olmaya çalıştı, konukluk yasalarına sadık kaldı. Ancak evin içindeki ateş, dışarıdakinden daha yakıcıydı. Akastos’un karısı, Peleus’a kafayı takmıştı. Çocuklar, kadınların öfkesi bazen en büyük fırtınalardan daha yıkıcı olur; kadın, Peleus ona yüz vermeyince gidip kocasına yalanlar söyledi. "Bu adam namusuma göz dikti!" dedi.

Akastos ne yapacağını şaşırdı. Kendi evine sığınmış birini kendi eliyle öldürmek, törelere sığmazdı. O da bir gece, Peleus av yorgunluğuyla derin bir uykuya dalmışken, adamın kılıcını gizlice çaldı ve onu dağların zirvesinde, vahşi canavarların insafına terk etti. Tam bir kalleşlik, değil mi? Ama kaderin ağları başka türlü örülmüştü. Bilge at-adam Kheiron, Peleus’u o uçurumun kıyısından çekip aldı, kurtardı.

İşte o an, Akastos için oyun bitti. Peleus, Kheiron’un bilgeliğiyle kurtulunca öfkesi bir volkan gibi patladı. Geri döndü, Akastos ve o yalanlar söyleyen karısının sonunu getirdi.

Görüyor musunuz? İnsan, bir anlık öfkeye ya da kıskançlığa yenik düştüğünde, altındaki taht bile onu korumaya yetmiyor. Akastos’un hikayesi bize şunu fısıldar: Birine kapını açıyorsan, kalbini de dürüstlüğe açmalısın. Şimdi, hadi bakalım, bu kadarı yetti size. Akşamın son kadehi toprağa, toprağın huzuru hepimize olsun.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi