Bak evlat, hayat bazen bir fırtına gibi gelir; ağaçları kökünden söker, dalları kırar ama toprak yine de kendine has bir inatla yeşermeye devam eder. İşte bu hikaye de, tohumu toprağa düşer düşmez rüzgarla savaşmak zorunda kalan bir gencin, Akarnan’ın hikayesidir.
Akarnan, o meşhur kahin Amphiaraos’un torunu, Alkmaion ve su perisi Kallirhoe’nin oğluydu. Kanında hem geleceği okuyan bir bilgeliğin hem de suların o dur durak bilmez akışkanlığının izleri vardı. Ancak kader, ona huzurlu bir çocukluk vermeye pek niyetli değildi. Babası Alkmaion, Arkadya kralı Phegeus tarafından kalleşçe bir pusuda katledildiğinde, Akarnan daha beşikte sayılabilecek kadar küçüktü.
Annesi Kallirhoe, kucağında ağlayan evladıyla gökyüzü sakinlerinin kapısını çaldı. Baş tanrı Zeus’a öyle bir yakarışta bulundu ki, bulutların ötesinden bir emir yankılandı. Ama bu sıradan bir büyüme değil, kaderin hızlandırılmış bir dansıydı. Akarnan, güneşin birkaç kez doğup batmasıyla çocukluktan çıkıp, zırhını kuşanan o keskin bakışlı delikanlıya dönüştü. Zaman onun için bir su gibi akıp gitmişti.
İntikam, zihnine bir kor gibi düşmüştü. Babasının kanı yerde kalmamalıydı. Akarnan, o genç omuzlarına yüklediği ağır sorumlulukla yola koyuldu. Phegeus ve oğullarını bulduğunda, karşısında titreyen bir çocuk değil, öfkesiyle bilenmiş bir avcı vardı. Hesap kapandı, adalet yerini buldu; fakat bu büyük mücadele onun içindeki o hırçın gücü de ortaya çıkarmış oldu.
Eski yaraların külleri soğumaya başladığında, Akarnan artık kendi yolunu çizmeye karar verdi. Batı Yunanistan’ın o vahşi ve güzel topraklarına ayak bastı. Orada, elindeki kılıcı bir saban izi gibi kullanarak, bugün hala adını taşıyan o güzelim ülkeyi, Akarnania’yı kurdu.
Görüyor musun evlat? Bazen bir insanın hayatı, bir fincan soğumuş şaraptan daha hızlı akıp gider. Kimileri için hayat uzun bir yol, kimileri içinse Akarnan’ınki gibi şimşek çakımı bir destandır. Önemli olan, o kısa sürede arkanda ne kadar derin bir iz bıraktığındır. Şimdi biraz daha yaklaş da sana, bu hikayenin ardındaki o gizli kederi anlatayım...
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda sana anlatılan o parıltılı zaferlerin ardında, tozlu raflarda saklanan başka bir hakikat daha var... Gel, yanıma otur da sana kadehimdeki son damla kadar berrak bir sır fısıldayayım. İnsanlar kralların büyük işler başardığını söylerler ama o büyük işlerin altında kaç küçük kalbin ezildiğini kimse sormaz.
Sana Akarnan’dan bahsetmek isterim, güzel çocuğum. Hani şu kahin Amphiaraos'un torunu olan çocuk. Onun hikayesi bir kahramanlık destanı gibi görünür ya, aslında o bir sistemin oyuncağıydı. Babası Alkmaion, kralların bitmek bilmeyen hırslarının ve yeminlerin kurbanı olup Phegeus tarafından yok edildiğinde, Akarnan daha dünyayı tanımıyordu. Annesi Kallirhoe, oğlunun bu acımasız dünyada savunmasız kalmasından öylesine korktu ki, Zeus’un kapısını aşındırdı. Bir annenin çaresizliği, ilahi bir gücün elinde bir silah oldu. Zeus, Akarnan’ı bir gecede büyüttü. Evet, gördün mü küçük kardeşim? Kralların kurduğu dünyada çocukluk, yetişkinlerin kanlı hesaplarını ödemek için harcanan bir bozuk paradır.
Akarnan, Phegeus'un ve oğullarının kapısına dayandığında, elinde babasının öcünü almanın "haklı" gururu vardı. Ama düşün bir, bir çocuğu hızla büyütüp eline kılıç tutuşturmak, ona hayatı değil, sadece ölümü öğretmek değil midir? O, batı Yunanistan’da kendi ülkesi olan Akarnania'yı kurdu belki; koca bir toprak parçasına adını verdi. Ancak o toprakların temeli, babasının acısı ve bir çocuğun asla yaşayamadığı o masum yıllarıyla atıldı.
Ey evlat, unutma; bazıları tarihe kralların adını yazar, bazıları ise o kralların gölgesinde yitip giden çocukların sessiz çığlıklarını. Akarnan, belki bir hükümdar oldu ama aslında sistemin ona sunduğu tek seçenek intikamdı. Gerçek bilge, zafer nidalarının ardındaki o hüzünlü sessizliği duyabilendir. Şimdi, git ve kendi yolunu çiz; çünkü kralların yazdığı tarihten değil, kendi vicdanının fısıltısından öğrenenler ancak özgür kalabilir.