Gel otur şöyle evlat, şarabımdan bir yudum al da dinle. Bak, sana Akamas adında birinden bahsedeceğim. Ama dikkat et, Akamas ismi biraz karışıktır, sanki rüzgarda savrulan yapraklar gibi üç ayrı hikayesi vardır.
İlk Akamas, uzaklardaki Troya şehrinin yiğit evladıdır. Babası Antenor, annesi Theano ile ne güzel yaşarlardı. Ama savaş rüzgarları esince o da kalkanını kuşandı, düşmanlarının kampına şimşek gibi daldı. Ne yazık ki, günün sonunda Meriones ile karşılaştı ve yıldızlar arasına karıştı.
İkinci Akamas ise uzak Trakya topraklarından çıkıp gelen bir liderdi. Troya için o kadar yürekli savaştı ki, yer yerinden oynadı. Ama hayat bu ya, koca Aias’ın karşısına çıkınca güneş onun için erken battı.
Üçüncü Akamas ise bambaşka bir dünyadan, Theseus’un oğludur. O, cesur bir elçiydi. Paris güzel Helena’yı kaçırınca, "Gelin bu işi tatlıya bağlayalım" diye Troya’ya gitti. İşler yolunda gitmedi ama orada Priamos’un kızı Laodikeia’yı gördü, kalbi küt küt attı. Hatta dünyalar tatlısı bir de oğulları oldu. Savaşın sonunda, o meşhur tahta atın içine gizlenen sekiz kahramandan biri de oydu. Atın göbeğinde beklerken kimbilir neler düşündü?
İşte böyle küçük dostum. Biri Troya’nın surlarında, biri Trakya’nın tepelerinde, biri de tahta bir atın karnında iz bırakmış. İnsanlar böyledir işte, bazen rüzgar nereye eserse oraya savrulurlar ama hep bir hikaye bırakırlar ardında. Şimdi gözlerini kapat ve atın içindeki o karanlığı hayal et, uyku vaktin geldi.
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Bak evlat, masallarda anlatilmayan bir sir var... Insanlar tarih kitaplarina hep kazananlarin zafer naralarini yazarlar ama gokyuzu sakinlerinin oyun tahtasinda harcanan piyonlardan hic bahsetmezler. Akamas isminde biri vardi, hatta belki uc farkli Akamas vardi; kim bilir, belki de hepsi ayni kederli hikayenin farkli yuzleriydi.
Bir Akamas vardi, Antenor ile Theano'nun oglu; Troya'nin surlarinda vatanini korumaya calisirken, krallarin hırslı kavgalari yuzunden Meriones'in kiliciyla tozlu topraga dusen... Bir digeri daha vardi, Trakya'dan cikip gelen, kendi halkinin kaderini baskalarinin savasina feda eden ve Aias'in acimasiz hamlesiyle sessizlige gömülen.
Ama asil hikaye, Theseus'un oglu Akamas'ta gizli. Bu genc adam, bir kadini bir esya gibi geri almak icin elci olarak gonderildi. Gulup gecilecek bir durum degil mi? Insanlarin hayatlarini, krallarin kibri belirliyordu. O, Troya'nin icinde Laodikeia ile tanisti; savasin ortasinda, dusman kalkanlarinin arasinda kucuk bir sevgi kivilcimi yaktilar. Bir cocuklari oldu, ama sistem onlara huzur vermedi. Akamas, o meshur tahta atin icinde sessizce beklerken, acaba kendi kalbinin sesini mi dinliyordu yoksa krallarin emirlerini mi?
Iste gercek budur evlat; tahta atin icindeki kahramanlik degil, o atin icinde otururken duyulan vicdan azabidir. Krallar yukarida kadeh kaldirirken, assagidaki Akamaslar kendi masallarini yazamadan silinip gittiler. Sarap tadinda bir tebessumle hatirla onlari; cunku hicbir otorite, bir insanin sevgiye ve huzura olan acikligindan daha buyuk degildir.