Gel bakalım küçük dostum, ateşin kıyısına biraz daha yaklaş. Sakallarımın arasındaki şu kurumuş üzüm tanelerini görmezden gel, dinle beni... Sana Iolkos’un talihsiz kralı Aison’un hikayesini anlatayım.
Aison, güzel Tyro ve kral Kretheus’un oğluydu. Doğduğunda, bir gün krallık tacını takacağı belliydi ama hayat, oynamayı sevdiği zar oyunlarına hiç benzemez. Aison’un üvey kardeşi Pelias, hırsı aklını bulandırmış bir adamdı. Bir gece, sinsice tahtı ele geçirip Aison’u zindanlara attırdı. Kötü kalpli Pelias bununla da yetinmedi; Aison’un oğlu İason’u, yani o yakışıklı delikanlıyı, geri dönemeyeceğinden emin olduğu tehlikeli bir yolculuğa, Altın Post’un peşine gönderdi.
Zindan soğuktur evlat, insanın içindeki umudu yavaş yavaş kemirir. Pelias, İason’un öldüğü haberini alıncaki bu haber pek de doğru değildiartık karşısında duracak kimse kalmadığını sandı. Aison’u ölüme mahkum etti. Aison da, öyle bir çırpıda pes edecek bir adam değildi; acı dolu bir veda yerine, kendi kaderini kendi elleriyle belirlemek istedi. Boğa kanından içerek, huzuru o karanlık sessizlikte aradı.
Ama dur, hikaye burada bitmiyor! Gökyüzü sakinleri bazen yollarını şaşıranlara garip sürprizler hazırlar. İason, yanında o gizemli ve hünerli büyücü Medeia ile geri döndüğünde, manzara hiç de beklediği gibi değildi. Medeia, o keskin zekası ve şifalı otlardan yaptığı iksirlerle sadece Aison’u ölümün eşiğinden döndürmekle kalmadı; adamın damarlarındaki yorgun kanı çekip yerine gençliğin ateşini geri verdi.
Düşünsene, saçlarındaki aklar siliniyor, ellerindeki kırışıklıklar bir bir yok oluyor... Aison, aynaya baktığında karşısında genç bir delikanlı buldu. Ama unutma, bazen en büyük mucize bile insanın kalbindeki o yaşlı hüznü silemeyebilir. Yine de hayat, Medeia’nın kazanı kadar karmaşık ve şaşırtıcıdır; bir bakarsın son dediğin yerde, ilk sayfayı çeviriverirsin.
Hadi şimdi git, rüyalarında Altın Post’u değil, ama gençliğin o uçsuz bucaksız neşesini ara. Unutma; ne krallar kalıcıdır ne de zindanlar; geriye kalan sadece anlatılan şu masallar.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak güzel yavrum, masallarda sana anlatılan o parıltılı kralların ardındaki tozlu ve karanlık dehlizlerde saklı bir sır var. Herkesin zafer dediği şeyin, aslında birilerinin sessiz çığlığı olduğunu biliyor muydun?
Dinle beni evlat, vaktiyle Aison adında bir adam vardı. İolkos tahtı ona miras kalmıştı, ama hırsın soğuk nefesi ensesindeydi. Pelias denen o açgözlü adam, kandan ve kuraldan beslenen bir hükümdardı. Krallık dediğin şey, aslında birinin diğerine "senin hakkın benimdir" demesinden başka nedir ki? Pelias, tahtı gasp edip Aison’u zindana attığında, aslında sadece bir adamı değil, bir ailenin kaderini de kafese kapatmıştı.
Pelias, İason’u, yani Aison’un oğlunu o tehlikeli Altın Post yolculuğuna gönderdiğinde, yüreğinde bir babalık şefkati değil, bir kurbanın sessizliği vardı. İason’un bir daha asla dönemeyeceğini, denizin onu yutup tarihten sileceğini düşünüyordu. Güç sahipleri böyledir küçüğüm; kendi düzenlerinin sürmesi için başkalarının hayatlarını birer oyun taşı gibi harcarlar. Aison, zindanın o rutubetli duvarları arasında oğlunun ölüm haberini aldığında, Pelias’ın eliyle kendi sonuna zorlandı. Ona sundukları o "boğa kanı" bir intihar değil, sistemin dayattığı bir tasfiyeydi. Zayıf görülen, güçlünün sofrasında kendi sonunu içmeye mahkum edilmişti.
Ama bak, işte burada gerçekler değişiyor evlat. İnsanlar Aison’un öldüğünü sanırken, o kadim bilgi ve Medousa’nın soyundan gelen şifacı Medeia devreye girdi. Medeia, o "büyücü" denilerek dışlanan, sistemin ötekileştirdiği kadın; o, Aison’u sadece diriltmedi, ona gençliğini de geri verdi. Neden mi? Çünkü gerçek güç, kralların demirinde değil, yaşamın ve dönüşümün o gizemli sularındadır. Bir yudum şarap gibi hayatın buruk ama bilge tadını alabilenler, sistemin sınırlarını çizebilir.
Unutma güzel evladım; krallar tahtlarında oturduklarını sanırlar ama asıl değişim, sarayın dışında, o dışlanmışların ellerinde gizlidir. Pelias’ın korkusu, Aison’un gençleşmiş ruhunda son bulur. Hakikati arıyorsan, tahtlara değil, sessizce yürüyenlerin izlerine bak.