Thesauros Mitoloji Aineias (Lat. Aeneas)

Aineias (Lat. Aeneas)

Aineias (Lat. Aeneas)

Tanrıça Aphrodite ile Ankhises’in birleşmesinden doğan Aineias, Homeros’un İlyada’sında başladığı yolculuğunu Vergilius’un dizelerinde evrensel bir devlet mitine dönüştürür. Anadolu’nun yangınından kurtulan bu figür, bir halkı sürükleyerek İtalya’da Roma’nın temellerini atarken, aslında tarihsel bir zorunluluğun ve iktidar dizgelerinin yeryüzündeki gölgesi olur.

Soy ağacı, iktidarın kutsal kökenlere dayandırma arzusunu yansıtır. Zeus’tan Dardanos’a, oradan İlos ve Assarakos ile ikiye ayrılan kollar, bir yanda Priamos’un krallığını diğer yanda Ankhises’in Dardanie yönetimini temsil eder. Aineias’ın kuzenleri Hektor ve diğerlerinden ayrılan, ilahi kan taşıması değil, tanrısal bir kurgunun parçası olarak belirlenmiş "seçilmişlik" statüsüdür. İda eteklerinde bir ölümlüyle birleşen Aphrodite, aslında iktidarın tanrısal meşruiyetle kurduğu o eski ittifakın bedenidir.

Savaş meydanında Akhilleus gibi devlerle çarpışırken Hektor’a denk, hatta kimi anlarda ona kılavuzluk eden Aineias, her sıkıştığında ilahi bir elin, bir Poseidon’un veya bir Apollon’un müdahalesiyle kurtarılır. Zira o, yalnızca kendi canını değil, Dardanos soyunun iktidar bakiyesini taşımaktadır. Kaderi, bireysel bir varoluş değil, bir sistemin (Dardanos soyunun) devamlılığıdır; ölümsüz bir otorite tarafından "tohum ekmek" ve "krallık kurmak" üzere görevlendirilmiştir.

Troya’nın yıkımı, bu iktidarın yer değiştirmesidir. Omuzlarında yaşlı babası Ankhises’i, elinde geleceğin iktidar sembolü oğlu Askanios’u ve yükünde kutsal Palladion’u taşıyan Aineias, birey olmaktan çıkıp devletin cisimleşmiş haline dönüşür. Karısı Kreusa’nın bir tanrıça tarafından yok edilmesi, kişisel bağların, iktidarın bekası adına feda edilebilirliğini gösterir. Sicilya, Kartaca ve Dido epizodu, Aineias’ın duygusal prangalardan, "görev" adına nasıl sıyrıldığını anlatır. Aeneis, Dido’nun tutkusunu devletin soğuk rasyonalitesine kurban eden bir terk ediliş hikayesidir.

Avernus gölünde yeraltı dünyasına inip babasıyla buluşması, iktidarın geleceği temellendirmek için geçmişten aldığı icazetin ritüelidir. Tiber kıyısında Rutul’larla giriştiği savaş ve Turnus’u katledişi, yeni bir düzene yer açmak için eskinin fiziksel olarak tasfiye edilmesidir.

Vergilius, bu destanla Augustus’un Roma’sına bir köken miti inşa eder. Julius Caesar ve Augustus’un soylarını Aphrodite ve Aineias’a bağlayarak, tahakkümü ilahi bir yasaya oturtur. "Pius Aeneas" (dindar Aeneas) figürü, bireyin özgür iradesini "pietas" kavramıyla eriten bir model sunar. Pietas; geleneksel değerlere sadakat, geçmişi kutsallaştırma ve ulusal bir sorumluluk altında bireyi ezme mekanizmasıdır. Aeneas, kendi arzularının üstünde bir "devlet aklı" taşıyan ilk modern otokrasi figürü olarak, tarihin akışına egemen sınıfların meşruiyet harcını karıştırır.
Silenos
Gelin bakalım küçük dostlarım, şöyle bir kenara ilişin. Şarap küplerimin dibi göründü ama hikayelerin sonu hiç gelmez, bilirsiniz. Size öyle birinden bahsedeceğim ki, hem bir tanrıçanın nazlı oğlu, hem de koca bir imparatorluğun –yani Roma'nın– dedesi sayılır. Adı Aineias.

Bu delikanlı, İda Dağı’nın eteklerinde büyüdü. Anası Aphrodite’dir hani, şu güzeller güzeli, denizlerin köpüğünden doğan gökyüzü sakini. Babası Ankhises ise bir ölümlüydü ama belli ki gönlü boş biri değildi. Aineias öyle sıradan bir yiğit değildi; Hektor ile amcaoğullarıydılar, birlikte Troya’yı korudular. Aineias savaş meydanında kargısını bir aslan gibi savururdu, düşmanları korkudan titrerdi. Ama ne zaman başı sıkışsa, tanrılar hemen bulutların arasından inip onu kurtarırdı. Çünkü kaderinde ölmek değil, yeni bir yurdun tohumlarını atmak yazılıydı.

Troya’nın o meşhur atla düşüşünü bilirsiniz, hani o gökyüzü sakinlerinin bile kederlendiği yangın gecesi... İşte o gece, Aineias şehirden kaçarken çok özel bir şey yaptı: Yaşlı babası Ankhises’i sırtına aldı, küçücük oğlu Askanios’un elinden tuttu ve Troya’nın kutsal heykellerini yanına alarak İda Dağı’na doğru yola koyuldu. Arkasına bakmadan, yeni bir yuva kurmak üzere denizlere açıldı.

Daha neler gördü neler... Sicilya’da babasını kaybetti, fırtınalar onu Afrika’nın sıcak kumlarına, Kartaca kraliçesi Dido’nun sarayına attı. Dido ona gönlünü kaptırdı, "Kal burada, beraber yönetelim," dedi. Ama Aineias’ın omuzlarında ağır bir yük vardı, o "pietas" dedikleri, yani hem tanrılara hem de atalarına karşı derin bir sorumluluk duygusu taşıyordu. Gitmesi gerekiyordu.

Yolculuğu onu İtalya’ya, Tiber Irmağı'na kadar götürdü. Yeraltı dünyasına, yani ölüler diyarına bile indi, orada babası Ankhises ile karşılaşıp gelecekte torunlarının kuracağı o büyük Roma’nın müjdesini aldı. Savaşlar yaptı, krallarla çarpıştı, en sonunda da adını tarihe altın harflerle yazdırdı.

Şimdi diyeceksiniz ki; "Silenos, bu adam nasıl biriydi?" O, diğer kahramanlar gibi sadece kılıç sallayan biri değildi. O, görevini her şeyin üstünde tutan, hatıralara ve köklerine bağlı, dindar ve ağırbaşlı biriydi. Vergilius adında bir ozan, bu güzel hikayeyi bizlere emanet etti ama bitiremeden dünyadan göçtü. Yine de Aineias’ın hikayesi, batı ile doğuyu birbirine bağlayan, bir devrin sonunu ve koca bir imparatorluğun başlangıcını anlatan o köprü oldu.

Hadi bakalım, şimdi gidip kendi oyunlarınıza dönün. Ama unutmayın; bazen en büyük kahramanlık, bir savaş kazanmak değil, elinizde kalanlarla yeni bir dünya inşa etme cesaretini göstermektir. Tıpkı Aineias gibi...

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi