Bir zamanlar, berrak suları şarkı söyleyerek akan Asopos nehrinin kıyısında, güzel mi güzel Aigina yaşarmış. Aigina o kadar neşeliymiş ki, sanki güneşin ilk ışıkları onun gülüşünde saklıymış. Gökyüzü dostumuz, bu güzel kızın ışığını görünce onu çok sevmiş ve uzaklardaki huzurlu Oinone adasına doğru bir yolculuğa çıkarmış.
Aigina, o güzel adaya ayak bastığında, kucağında dünyaya gelen dünya tatlısı minik Aiakos ile yeni bir hayata başlamış. Aiakos büyüdükçe adanın her köşesi onun kahkahalarıyla dolmuş. Aigina daha sonra Aktor ile güzel bir yuva kurmuş ve Menoitios adında bir çocukları daha olmuş. İşte o Menoitios da büyümüş, kocaman olmuş, meşhur kahraman Patroklos’un babası oluvermiş.
Aiakos ise annesini öyle çok seviyormuş ki, adaya yeni dostlar getirdiğinde herkes burayı bilsin diye adanın adını değiştirmiş. "Artık burası Oinone değil," demiş, "burası annemin, yani Aigina’nın adası olsun!" O günden sonra o güzel ada, hep Aigina ismiyle anılmış.
Hadi şimdi gel, biraz dinlenelim; belki bir gün sana adanın kıyısında oturup o berrak suları nasıl izlediğimizi anlatırım. O vakit, elimizdeki kupalarda belki biraz üzüm suyundan içer, serin esen rüzgarın tadını çıkarırız.
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Sana genelde zaferlerden ve parlak zırhlardan bahsederler ama bir de sessiz bırakılanlar, oradan oraya savrulanlar vardır. Bugün sana Asopos'un kızı Aigina'yı anlatacagım.
Aigina, kendi halinde bir genç kadındı. Fakat Gokyuzu sakinlerinden biri, yani Zeus, ona göz diktiğinde, Aigina'nın ne düşündüğü, ne istediği hiç kimsenin umurunda olmadı. Bir kral veya tanrı, birini beğendiğinde dünyanın kuralları bir anda değişiverir. Zeus, Aigina'yı kaçırıp kimsenin bilmediği bir adaya, Oinone'ye götürdü. Aigina orada, aslında bir piyon gibi kullanılan Aiakos'u dünyaya getirdi.
Sistemin çarkları durmuyordu; Aigina daha sonra Aktor ile evlendirildi ve Menoitios adında bir oğul daha dünyaya getirdi. Belki adını biliyorsundur, Menoitios'un oğlu Patroklos, Akhilleus'un yanında o hazin sona sürüklenecek olan çocuktu. Görüyor musun? Bir kadının hayatı, güçlülerin hırsıyla bir oraya bir buraya çekildi. En sonunda da o ada, Aigina'nın kendi adını alarak ona bir hatıra gibi sunuldu. Ama bu bir lütuf muydu, yoksa adını sonsuza dek bu zorbalığa bağlayan bir mühür mü?
İşte gerçek bu; krallar ve güçlü dostlar tarihe kendi isimlerini yazarken, bazen sessiz sedasız yok edilen hayatlar üzerine koca bir imparatorluk kurarlar. Bir kadeh sarap alıp düşünmeye başladığımda, aslında en büyük gücün, bu sessiz bırakılanların hikayesini hatırlamak olduğunu bilirim. Gerçekler, tozlu parşömenlerde değil, fısıltılarda saklıdır.