Gel bakalım minik yolcu, otur şöyle yanı başıma. Dizlerim biraz titriyor ama hafızam hala pırıl pırıl, tıpkı o eski zamanların güneşli sabahları gibi. Bugün sana, üzerinde yürüyüp geçtiğimiz şu toprağın, aslında ne kadar derin ve gizemli bir ismi olduğunu anlatayım.
Eskiler, bu yerlere sadece "toprak" demezlerdi; ona "Aia" derlerdi. İster Aia de, ister Gaia; hepsi aynı kadim özü taşır. Hani o devasa, uçsuz bucaksız, üzerinde koca koca şehirlerin kurulduğu, ormanların soluk aldığı yer var ya, işte o. Ama aklına sadece tarla veya bahçe gelmesin; Aia, Kolkhis ülkesinin ta kendisidir.
Hatırlar mısın, hani şu meşhur Argonautlar vardı; hani o altın postun peşine düşüp dünyanın sonuna kadar giden cengaverler... İşte onlar, gemilerinin pruvasını Aia’nın sisli kıyılarına çevirdiklerinde, aslında sadece bir ülkeye değil, dünyanın en eski topraklarından birinin kalbine doğru yol alıyorlardı.
Bu topraklar öyle sıradan bir yer değildir. Gökyüzü sakinleri, yani o başı bulutların üzerinde gezen tanrılar, Aia’nın üzerine apayrı bir büyülü toz serpmişlerdir. Güneşin ilk ışıkları burada başka türlü doğar, rüzgar burada eski kralların fısıltılarını taşır. İnsanlar üzerine bastıkları toprağın sadece tozdan ve çamurdan ibaret olduğunu sanır, oysa Aia, içinde saklı binlerce yıllık hikayeyle nefes alır.
Bak evlat, hayat bir yolculuksa, üzerinde yürüdüğün bu zemin de o yolun en sadık şahididir. Altın postun peşinden gidenler, o kıyılara ayak bastıklarında toprak onlara hem kucak açtı hem de onları kendi sırrıyla sınadı. Bugün sen de bir ağacın gölgesinde oturduğunda veya çıplak ayakla çimlere bastığında, unutma ki Aia’nın, yani kadim toprağın o eski hikayesine ortak oluyorsun.
Ne dersin, bazen kulak vermek gerekir değil mi? Belki de bu toprakların anlatacak çok daha fazla sırrı vardır, sadece biraz sabırla dinlemek gerekir. Hadi bakalım, şimdi gözlerini kapa ve hisset; ayaklarının altındaki bu dünya, sandığından çok daha bilge.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, solgun yanaklı küçük yolcu... Masallarda sana kralların ve altın post peşinde koşan kahramanların dünyasını anlatırlar, değil mi? Ama o parıltılı zırhların ardındaki tozlu gerçeği, bir kadehin dibindeki son damla şarap kadar berrak bir sırrı hiç fısıldadılar mı sana? Gel, otur yanıma; toprak ne söyler, dinle.
Aia... İnsanlar bu kelimeyi "toprak" diye çevirir, geçiştirirler. Oysa Aia, sadece bir yer ismi değildir; o, üzerinde yürüyenlerin kibirine rağmen sessizce nefes alan kadim bir hafızadır. Kolkhis toprakları, Argonaut’ların o meşhur kahramanlarının, o sözde yüce kralların kendi hırslarını tatmin etmek için çiğneyip geçtiği bir yerdi. Sana anlatılan o destanlarda, Jason ve ekibi birer 'kurtarıcı' gibi sunulur, değil mi? Ama o toprakların sessizliğine kulak verirsen, aslında ne denli hoyrat olduklarını duyarsın.
Biliyor musun güzel evladım, bazen 'kahraman' denilen o devasa gölgeler, aslında kendi arzularının kölesidir. Krallar, sınırlarını genişletmek için başka toprakları "yaban" ilan ederler; ama Aia, yani o bereketli ana toprak, aslında kimsenin kölesi değildir. O, kendisine hükmetmeye çalışanların hırslarını izler, yıkılan surları yutar ve zamanın sonunda yine kendi bildiği gibi çiçek açar.
Yetişkinlerin dünyasında, güç sahipleri bir şeyleri elde etmek için her zaman bir 'neden' uydurur. Tıpkı Argonaut’ların o Altın Post’u bir ganimet gibi söküp alırken kendilerini haklı görmeleri gibi. Oysa gerçek, toprağın ta kendisindedir; ne bir kralın emrine girer ne de bir kahramanın kılıcıyla mühürlenebilir.
Şimdi anlıyor musun neden burada, bu sessiz köşede oturup sana bunları anlatıyorum? Çünkü büyüdüğünde, sana 'güçlü' diye tanıtılanların aslında nasıl da kendi arzularının ağırlığı altında ezildiğini göreceksin. Ama Aia gibi kalmayı başar... Kimsenin sınır çizemeyeceği, hırslarınla değil, gerçekliğinle var olan bir toprak parçası gibi. Sessiz kal ama susma; çünkü gerçek, her zaman toprağın altında fısıldar.