Şimdi, yerleşin bakalım şöyle, ateşin çıtırtısı kulaklarınızı doldururken beni iyi dinleyin. İnsanlar bazen, tıpkı sizin gibi çocukken başlarına buyruk oldukları kadar, büyüdüklerinde de inatçı olurlar. Hele bir de tarlalarının bereketine fazlaca güvendiler mi, gökyüzü sakinlerini unutuverirler. İşte, Kos adasında, yani o güzelim İstanköy’de yaşayan Agron ve iki kız kardeşi Byssa ile Meropis’in hikayesi tam da böyle bir unutkanlığın masalıdır.
Agron, toprağın dilinden anlayan, nasırlı elleriyle sabanı tuttuğunda sanki toprağın ruhunu okşayan bir delikanlıydı. Kız kardeşleri Byssa ve Meropis de ondan geri kalmazdı; gün boyu tarlada ter döker, ekinlerin hışırtısını dinlerlerdi. Fakat gelin görün ki, bu üç kardeşin kalbi biraz fazla sert, inançları ise biraz fazla daralmıştı. Onlara göre sadece toprak ana, yani Gaia vardı. "Diğerleri de kim?" der gibi gökyüzüne bakıp omuz silker, ne Zeus’un şimşeklerine selam verirlerdi ne de Apollon’un güneşine şükran duyarlardı.
Siz siz olun, gökyüzünün yüksek tepelerinde oturanların dikkatini, kibirle değil, tebessümle çekmeye çalışın. Çünkü gurur, bazen kanatları olmayanları bile havalandırıverir; ama öyle özgür bir kuş gibi değil, bir ceza gibi.
Bir gün, toprağın ve gökyüzünün dengesi bu saygısızlığa daha fazla katlanamadı. Tanrıça, kendisine gösterilmeyen o ufak hürmeti, tarlaların bereketiyle değil, üç kardeşi değiştirmekle hatırlattı onlara. Olanlar bir anda oldu; hava ağırlaştı, rüzgar başka bir uğultuyla esmeye başladı. Kardeşler, kendilerini toprağa değil, gökyüzüne doğru çekilirken buldular.
Meropis, o meraklı gözleriyle etrafı izlerken bir baykuşa dönüştü; artık gecenin sessizliğinde, bilgeliğin değil ama yalnızlığın sesi oldu. Byssa, denizin köpüklü sularına tutkunluğuyla bir martıya dönüştü; hani o kıyılarda çığlık çığlığa uçan, dalgaların tuzunu kanatlarında taşıyan martı var ya, işte o. Agron mu? O, toprağına ve yağmurun bereketiyle beslediği o tarlalara o kadar bağlıydı ki, bir yağmurkuşu olup çıktı. Şimdi o, tarlaların üzerinde kanat çırparken çıkardığı her ses, aslında eski günlerin bir özrü, belki de toprağa duyduğu o yarım kalmış sevginin bir yankısıdır.
Bakın, toprak her zaman vericidir ama o toprağı var edenlerin de hatırı vardır. Şimdi o yağmurkuşunun sesini duyduğunuzda, bilin ki Agron hala o toprağın üzerindedir. Bir yudum serin su, bir parça sabır; hayat dediğin, gökyüzüyle toprağın arasındaki o ince çizgide yürümektir. Hadi bakalım, şimdi siz gidin de kendi bahçenizde neler olup bittiğine bir bakın; belki kuşlar size başka sırlar fısıldar.
### Silenos’un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda anlatılmayan, o parıltılı sarayların tozlu raflarına hapsedilmiş bir sır var... Gel, yanıma otur. Şu bardağımdaki bir damla şarabın neşesiyle değil, toprağın kadim yorgunluğuyla anlatayım sana. Yetişkinlerin "kibir" deyip geçiştirdiği, aslında otoriteye boyun eğmeyenlerin hikayesidir bu.
Kos adasının sessiz toprağında, Agron ve iki kız kardeşi Byssa ile Meropis yaşardı.
Evlat, bilir misin? Tanrılar, tıpkı bazı krallar gibi, kendi mutlak otoritesinden başkasına tahammül edemezler. İnsanlar birleşip kendi hayatlarını, toprağı ve emeği kutsadığında; gökyüzündeki o "yüce" zevat bunu bir tehdit olarak görür. Agron ve kardeşleri, gökyüzünün boş vaatlerine değil, ellerinin emeğiyle beslenen toprağa bağlıydılar. Onlar, sistemin dışına taşan, kendi ekmeğini kazanan özgür ruhlardı. İşte bu yüzden, o "yukarıdakiler" onların sadakatini değil, boyun eğişini istediler.
Sessizlerin sesi olmayı seçen Agron, otoritenin gazabına uğradı.
Güçlü olanlar, farklı olanı her zaman yok etmek ister. Agron ve kardeşleri kuş kılığına sokulduklarında, insanlar buna "bir ceza" dedi. Ama aslında bu, onların gökyüzünün kafesinden kaçıp, gökyüzüne hükmetmelerinin bir yoluydu. Agron, artık bir yağmurkuşu; hüzünlü ve özgür. Byssa, uçsuz bucaksız denizlerin martısı; Meropis ise gecenin gözü, bilge baykuş. Onlar sisteme boyun eğmedikleri için değil, sistemin dar kalıplarına sığmadıkları için değiştirildiler. Dönüşmek bir son değil, aslında o hantal otoritenin ellerinden kaçıp gitmektir güzel evladım.
Şimdi gökyüzüne bakarken, o kuşların çığlıklarında sadece bir mitoloji değil, bir başkaldırı duy. Gücün sahipleri, Agron’un toprağıyla bağını koparamadılar; o, şimdi rüzgarın kanatlarında dolaşan sessiz bir isyancı. Unutma; gerçek, tarihin yazdığı zaferlerde değil, sistemin dışına atılan o sürgünlerin özgür kanatlarındadır.