Thesauros Mitoloji Aglauros (yahut Agraulos)

Aglauros (yahut Agraulos)

Aglauros (yahut Agraulos)

Athena’nın yasağını dinlemeyip yasaklı sepeti açan, merakı yüzünden dehşete kapılıp Akropolis’ten aşağı atlayarak yaşamına son veren Kekrops kızıdır.

Atina kralı Kekrops’un soyundan gelen üç kardeşten biri olan Aglauros, tanrısal otoritenin mutlak itaat bekleyen buyruklarıyla kuşatılmış bir yaşam sürüyordu. Tanrıça Athena, içindeki sırrı muhafaza etmesi şartıyla Erikthonoios’u taşıyan sepeti ona emanet ettiğinde, aslında bir denetim mekanizmasını da devreye sokmuştu; zira iktidar, sorgulanmayan bir sadakatle beslenir. Aglauros, kardeşleri Herse ve Pandrosos ile birlikte merakın getirdiği özgürleştirici dürtüyle hareket ederek tanrısal yasağı çiğnediğinde, yönetenlerin koyduğu sınırların ötesine geçmeye cüret etmişti. Sepetin içinde yılanlarla sarmalanmış o varlığı gördükleri an, ilahi düzenin kurduğu otoriteye karşı işledikleri suçun ağırlığı altında ezildiler. Sistemin dayattığı kuralları çiğnemenin bedeli olarak Akropolis’in tepesinden kendilerini boşluğa bırakmaları, aslında boyun eğmeyi reddeden bir iradenin, kendi varlığını dışsal tahakkümden koparıp sonsuz bir hiçliğe teslim etme biçimiydi.
Silenos
Bak evlat, kulaklarını dört aç; anlatacaklarım ne bir masal kitabı kadar sıkıcı ne de çocuk kandırmaca. Zamanın tozlu sayfalarında, Athena’nın altın miğferinin parladığı, Atina’nın henüz genç bir şehir olduğu günlere gidelim. Kral Kekrops vardı hani, hani şu yarı insan yarı yılan olan kral… İşte onun üç kızı: Aglauros, Herse ve Pandrosos.

Bir gün, zekası ve stratejisiyle bilinen Athena, gökyüzü sakinlerinin en akıllısı, elinde gizemli bir sepetle Aglauros’un kapısını çaldı. İçinde ne mi vardı? Söylemem, desem de inanma; içinde Erikthonios adında, bacakları yerine kıvrımlı yılanları olan tuhaf mı tuhaf, özel mi özel bir bebek saklıydı. Athena, Aglauros’un eline bu sepeti tutuşturdu ve tek bir şey söyledi: “Sakın, ama sakın kapağını aralayıp içine bakma!”

Şimdi, bir gence “sakın bakma” dersen, o merak ateşi insanın içine bir kor gibi düşer, değil mi? Aglauros da öyle oldu. Sabaha kadar gözüne uyku girmedi, o sepetin içinde ne olduğunu hayal etmekten aklı başından gitti. Kardeşleri Herse ve Pandrosos da geri kalır mı? Üçü bir araya geldiler, merakları artık bir düğüm gibi içlerine dolanmıştı.

Sonunda dayanamadılar. Belki o an, içlerinde biraz neşeli bir sıvıdan kaynaklanan cesaret, belki de sadece gençliğin o pervasız merakı vardı; sepetin kapağını yavaşça araladılar. Bekledikleri şey belki altın bir mücevherdi, belki de tanrısal bir hediye… Ama karşılarında gördükleri şey, insanı hem hayrete düşüren hem de iliklerine kadar titreten o yılanlı bebektü.

O an ne oldu biliyor musun? Korku, tıpkı ani bir fırtına gibi zihinlerini ele geçirdi. Gördükleri manzara karşısında sanki akıllarını yitirdiler, dehşet içinde çığlıklar atarak Atina’nın o yüksek mi yüksek Akropol surlarına koştular. Ve orada, o sarp kayalıkların ucunda, Athena’nın uyarısını çiğnemenin verdiği o ağır vicdan yüküyle mi, yoksa saf bir delilikle mi bilinmez, kendilerini boşluğa bıraktılar.

Gördün mü? Merak, bazen en güzel rehberdir ama bazen de insanın sonunu getiren o gizli kapıyı açtırır. Gökyüzü sakinlerinin sırları, her faninin kaldırabileceği ağırlıkta değildir evlat. Şimdi, testinin dibinde azıcık kalmış, o yorgunluğu alan içecekten bir yudum daha çekelim ve bu hikayeyi burada, rüzgarın uğultusuna bırakalım. Ne dersin?

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi