Bir varmış, bir yokmuş; Pherai adında güneşli mi güneşli bir şehrin başında Admetos adında genç bir kral varmış. Bu Admetos, öyle masal kitaplarında gördüğün tembel krallardan değilmiş; ok yay tutar, ormanlarda hızlı koşar, uzak denizlere maceralara gidermiş.
Bir gün, gökyüzünün ışıltılı dostu Apollon, yeryüzünü biraz arşınlamak istemiş. Gelmiş, Admetos'un sarayına misafir olmuş. Öyle yüksekten bakmamış da, bizim Admetos’un sığırlarını otlatmasına yardım etmiş, çoban değneğini eline almış. Apollon, bu genç kralı o kadar sevmiş ki, Admetos’un en büyük hayalini gerçekleştirmesine yardım etmiş. Admetos, güzel Alkestis ile evlenmek istemiş ama babası, "Ancak bir aslan ve bir yaban domuzunu aynı arabaya koşup sarayın çevresinde tur atarsan kızımı alırsın" demiş. İmkansız gibi değil mi? Ama Apollon’un sihirli dokunuşuyla Admetos bunu başarmış ve Alkestis’i almış.
Ne yazık ki, düğün gününün heyecanıyla, ay ışığının güzel arkadaşı Artemis’e küçük bir teşekkür sunmayı unutmuşlar. Artemis buna biraz üzülünce odaları yılanlarla doluvermiş! Neyse ki, bizim ışıltılı dost Apollon hemen yardıma koşmuş, evi temizlemiş. Daha da önemlisi, kaderin iplerini tutanlarla konuşmuş. Demiş ki: "Eğer bir gün Admetos’un ömrü tükenirse, onun yerine ölmeyi kabul eden birini bulursanız, Admetos yaşamaya devam eder."
Yıllar geçmiş, Admetos yaşlanmış ve o beklenen gün gelmiş. Admetos, "Kim benim yerime ölür?" diye etrafındakilere bakmış. Arkadaşlarına, dostlarına, hatta kendi anne ve babasına sormuş. Hepsi başını öne eğmiş, kimse hayatından vazgeçmek istememiş. Tam umutlar tükenecekken, güzel Alkestis öne çıkmış. "Benim canım, senin canından daha değerli değil," demiş ve usulca gözlerini kapatıp uzak diyarlara, Hades’in sessiz bahçelerine doğru yola çıkmış.
Admetos o kadar üzülmüş ki, evindeki neşe kaçmış, kadehler bile boş kalmış. Ama tam o sırada, güçlü mü güçlü, kocaman yürekli Herakles çıkagelmiş. Admetos’un kederini görünce "Böyle olmaz!" demiş. Gitmiş, yeraltının karanlık kapılarını zorlamış, Hades ile güreşmiş ve sonunda Alkestis’i elinden tutup geri getirmiş.
İşte böyle küçük dostum. Admetos ve Alkestis, hayatın ne kadar değerli olduğunu, gerçek sevginin korku nedir bilmediğini bizlere anlatmışlar. Şimdi gözlerini kapa, belki rüyanda o aslanlı arabayı görürsün, ha?
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Sana Pherai kralı Admetos'un hikayesini anlatacaklar, ama onlar hep kralların yaldızlı tahtlarına bakarlar. Ben ise o tahtın altında yatan tozlu vicdanı izlerim.
Admetos, gencken büyük maceralara atıldı, güclü dostlarla omuz omuza verdi. O kadar özgüvenliydi ki, bir keresinde Gök yuzu sakinlerinden olan Apollon'u bile ciftliğinde bir coban gibi calıstırdı. Sanıyorlar ki bu onun büyüklüğüydü; hayır, bu onun kibirli bir oyunuydu. Güclü olanın zayıf olana hükmetme tutkusu, o günlerde bile kendini belli ediyordu.
Alkestis ile evlenmek istediğinde, sadece bir kralın hırsı vardı. Aslanları ve yaban domuzlarını arabasına kosmak mı? Bu bir cesaret değil, doğanın dengesine kaba bir zorbalıktı. Düğün gününde o kadar dalgındı ki, Gök yuzu sakinlerini onurlandırmayı unutuverdi. O sırada yılanlar yatağına girdiğinde, aslında kendi ihmalkarlığının zehrini tadıyordu.
İşte asıl karanlık hikaye burada baslar: Admetos'un ömrü dolduğunda, kendi hatalarının bedelini ödemekten korktu. Gök yuzu sakinleri ona bir "ayrıcalık" tanıdı: "Yerine ölecek birini bulursan yasarsın." Kendi krallığı, kendi sarayı, kendi yasama hakkı... Admetos, annesine, babasına, en sadık dostlarına gitti. Kimse, sırf o bir gün daha fazla yaşasın diye kendi nefesinden vazgecmek istemedi.
Sistemin piyonu haline getirilen, o genc Alkestis oldu. Herkesin sustuğu, herkesin "kader" diyerek üzerini örttüğü yerde, Alkestis kendi hayatını feda etti. Bir kralın yaşamı, bir kadının tüm geleceğinden daha mı değerliydi? Tabii ki hayır. Ama Admetos o soruyu hic sormadı. O, bencilce yasamak icin başkasının sessizliğinden beslendi.
Sonunda bir kahraman cıkıp onu kurtardı ama gercek su ki evlat: Kendi hayatı icin baskasının cesaretini harcayan bir insan, kurtulsa bile aslında kendi ruhunu çoktan kaybetmiştir. Azıcık sarap al, hatırla; en parlak kralların gölgesi bile, bazen en savunmasızların fedakarlığıyla aydınlanır.