Şöyle ateşin başına yaklaşın bakalım, ayaklarınızı uzatın. Bugün size, Roma’nın o meşhur yedi tepeli şehrinin temelleri daha atılmadan önce yaşamış, yüreği kocaman bir kadından bahsedeceğim. Adı Acca Larentia. Bazıları ona sadece bir çoban eşi der ama hikayesi, bir destanın içindeki en şefkatli düğümdür.
Hani şu ünlü Romulus ve Remus bebekleri vardır ya; hani bir dişi kurt tarafından emzirilen, kaderin ağlarını ördüğü o iki kardeş... İşte onları ıssız bir yamaçta, soğuktan tir tir titrerken bulan çoban Faustulus’un karısıydı Acca. Düşünün bir kere, kendi evinde zaten on iki tane dünya tatlısı çocuğu koşuşturup duruyor. Bir anne için bir sofrayı on dört kişiye kurmak kolay mı? Ama o, yüreğindeki sevgiyi öyle bir genişletti ki, o iki gariban bebeği de öz evlatlarından ayırmadı. Roma dediğimiz o koca imparatorluk, aslında Acca’nın evindeki o kalabalık sofrada, o sevgiyle pişen sıcak çorbada büyüdü.
Ama işin bir de başka yüzü var ki, orası biraz daha... eh, nasıl desem, gökyüzü sakinlerinin oyunlarıyla dolu. Gençliğinde Acca, öylesine bir güzelliğe sahipmiş ki, gören dönüp bir daha bakarmış. Bir bayram günü, Hercules, o meşhur güç timsali kahraman, bir tapınak bekçisiyle zar oyununa oturmuş. Bahisleri ne mi? Bir ziyafet ve kazananın, bu güzel kızla beraber olması. Kaderin cilvesi işte, zarlar Hercules’in lehine düşmüş. O an sadece ölümlülerin değil, yukarıdaki tanrıların da bakışları Acca’nın üzerindeymiş.
Sonra zaman akmış, Acca yaşlanmış. Bir Etrüsk soylusuyla hayatını birleştirmiş. Kocası ömrünün sonuna geldiğinde, arkasında büyük bir servet bırakmış. Acca ise, o vakur ve bilge duruşuyla, kendisine kalan ne varsa –tarlalar, bağlar, gümüşler– hepsini o çok sevdiği Roma halkına bağışlamış.
Yani evlatlarım, Acca Larentia sadece bir çoban eşi ya da bir tanrının göz koyduğu güzel bir kız değildi; o, Roma’nın hem annesi hem de cömert bir koruyucusuydu. Şimdi, o kadim şehrin sokaklarında yürürken, bazen durup düşünün: Belki de o sokakların taşlarında, o cömert kadının bereketli izleri vardır.
Hadi bakalım, şarabınızdan bir yudum alın ve ocağı tazeleyin. Daha anlatacak çok şeyimiz var, gece daha çok genç.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, kulaklarını o gürültülü şehre kapat ve buraya, yaşlı bir satirin nasırlı dizlerinin dibine yaklaş. Masallarda sana anlatılan o parıltılı kahramanların arkasında, tarih kitaplarının tozlu sayfalarında gizlenmiş, unutulmana mahkum edilmiş bir sır var. Bugün, Acca Larentia’nın hikayesini konuşacağız. Ama dikkat et, zira duyacakların kralların tahtlarını sarsan o kadim sessizlikten damıtılmıştır.
Özgür Ruh ve Kapanlar
İnsanlar ona sadece 'çoban Faustulus’un karısı' dediler; sanki bir kadının varlığı, ancak bir erkeğin hanesine eklemlendiğinde anlam kazanırmış gibi... Romulus ve Remus bebekleri dağ başında açlık ve soğukla boğuşurken onları bulan, o küçük kalplerine anne sıcaklığını üfleyen, kendi evlatlarıyla o iki öksüzü kardeş kılan oydu. Ancak evlat, sistemin dişlileri her zaman fedakarlığı bir görev gibi görür. O, Roma'nın temellerini emziren o gizli anneydi, ama tarih onu sadece bir gölge olarak hatırlamayı seçti.
Bir Tanrının Kibri ve Bir İnsanın Metası
Ve bir de o karanlık bayram günü var, güzel evladım... Hercules gibi bir kahramanın, gücüyle övünen o tapınak bekçisinin karşısında bir zar oyunuyla Acca Larentia'yı bir eşya gibi ortaya koyması... Bir kadını, bir oyunun ödülü kılan o güç zehirlenmesini görüyor musun? Tanrı dedikleri figürler, kendi hırslarını meşrulaştırmak için bir insanın ruhunu nasıl da oyun alanına çevirebiliyorlar. O, o an bir kurban değil, sessizliğiyle o kibri boğmaya çalışan bir dirençti.
Huzurun Şarabı ve Mirasın Gerçeği
Yıllar geçti, Acca bir Etrüsk zenginiyle evlendi. İnsanlar onun varlığını, kocasından kalan bir miras zannettiler. Ama o, yaşlılık deminde elinde kalan her şeyi -o güzel bir kadehte sunulan yaşam sevincini ve varlığını- Roma halkına, yani kendi elleriyle büyüttüğü o isyankar çocuklara bağışladı. Bu bir cömertlik miydi, yoksa kralların ve tanrıların kurduğu o adaletsiz düzenin yüzüne atılmış bir tokat mı? O, mülkiyetin ötesinde bir sevgiyle, otoritenin parmaklıklarını kendi eliyle kırdı.
Unutma, güzel yavrum; bazen en büyük kahramanlar, kılıç sallayanlar değil, kendi yaşamlarını bir oyun masasına meze etmeye zorlandığında bile, insanlığını kimseye teslim etmeyenlerdir. Bugünün şarabını biraz neşeyle yudumla, ama gerçeğin acı tadını asla dilinden eksik etme.