Bakın hele, gözlerinizdeki o merak pırıltısı ne güzel! Yaklaşın, ateşin yanına kıvrılın da size soyu sopu krallıklarla, kahramanlıklarla örülü birinden bahsedeyim. Adı Abas; öyle sıradan bir isim sanmayın, üzerinde hem dalgaların efendisinin hem de Argos’un tozlu yollarının ağırlığını taşır.
Her şey, o hırçın denizlerin hakimi Poseidon ile güzel su perisi Arethusa’nın yollarının kesişmesiyle başladı. Gökyüzü sakinleri bazen yeryüzünde, bazen de suların derinliklerinde böyle mucizeler yaratmayı severler. İşte Abas, o köpüklü suların serinliğiyle, tanrısal bir gücün birleşmesinden dünyaya geldi.
Ancak hayat her zaman su gibi berrak akmaz, evlatlarım. Bir de amcalar, kuzenler meselesi var ki, o vakitler ortalık hayli karışıktı. Aigyptos’un oğulları, yani o kaba saba adamlar, amcaları Danaos’un kızlarıyla zorla evlenmeye kalktılar. Düğün gecesi dedikleri o gece, kılıçların şakırtısı, hüzünlü bir ayrılık şarkısına dönüştü. Kızlar, bu zorbalığa başkaldırdı; hepsi eşlerini o gece birer birer hakladı. Ama içlerinden biri, Hypermestra, kocası Lynkeus’a kıyamadı. Aşk mı dersiniz, yoksa merhamet mi, bilinmez... İşte o gece, ölümün kıyısından dönen Lynkeus ve Hypermestra’nın birleşmesinden Abas dünyaya gözlerini açtı.
Abas, bir kral olarak Argos’un tahtına oturduğunda, kaderin ipliklerini de örmeye başlamıştı. Öyle bir adam düşünün ki, kurduğu soy ağacı mitlerin en görkemli meyvelerini verecekti. Akrisios ve Proitos adında iki oğlu oldu. Hani şu Akrisios var ya, hani kızı Danae’yi yüksek kulelere hapseden, ama kaderin önüne geçemeyen o bahtsız kral... İşte o Danae’nin kucağına bir gün altın yağmurları indi ve dünyaların en büyük kahramanı, Medusa’nın kellesini alan o meşhur Perseus dünyaya geldi.
Görüyor musunuz? Abas, sadece bir kral değil, bir zincirin en güçlü halkasıydı. Poseidon’un sularından gelen kanı, Argos’un topraklarında kök saldı ve kuşaklar boyu sürecek bir destanın başlangıcı oldu.
Eh, yaşlı gözlerim biraz yoruldu, şarabımdan bir yudum alayım da boğazım yumuşasın. Siz siz olun, hayatın size getirdiği o tuhaf tesadüfleri hafife almayın. Kim bilir, belki de bir gün sizin soyunuzdan da efsaneler doğar, kim bilir?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda sana anlatılan o yaldızlı zaferlerin ardında, tozlu rafların arkasına gizlenmiş bir sır var... Kulaklarını aç, çünkü gerçekler bazen bir kadehin dibindeki son damla şarap gibi acı ama insanın içini aydınlatan bir neşeyle gelir.
Sana anlatacaklarım, o koca koca sarayların duvarlarında yankılanan kılıç seslerinin çok uzağında. İnsanlar Abas'tan bahsederken onun Poseidon'un soyundan geldiğini, bir kral olduğunu ve devasa bir sülaleyi başlattığını söylerler. "Kahraman" derler, "soylu" derler. Ama evlat, güç sahiplerinin soy ağaçları genellikle başkalarının gözyaşlarıyla sulanmış topraklardan yükselir.
Görüyorsun ya güzel yavrum, Abas'ın kökeni bir düğün gecesinin karanlığına dayanır. Aigyptos'un oğulları ile Danaos'un kızları... Zorla kurulmaya çalışılan o "kutsal" yuvalar, aslında bir iktidar oyunuydu. Kızlar, amcalarının hırslı çocuklarına mecbur bırakıldığında, sistemin çarkları onları birer piyon gibi kullanıyordu. Ama o gece, o ürkütücü sessizlikte, Hypermestra bir şeyi fark etti: Kendi iradesini hiçe sayan bir güce boyun eğmek zorunda değildi. O, Lynkeus'u esirgeyerek, aslında efendilerine değil, kendi kalbinin sesine sadık kalmayı seçen ilk asi oldu.
İşte bu karmaşanın, bu zoraki evliliklerin ve korkunç gecenin meyvesiydi Abas. Argos'ta tahta oturduğunda, babasının ona miras bıraktığı şey sadece altın bir taç değil, aynı zamanda bu kanlı geçmişin yüküydü. Akrisios ve Proitos gibi, onun soyundan gelenler de hep güç peşinde koşacak, birbirlerini yiyip bitireceklerdi. Perseus'un o ünlü kalkanında parlayan Medousa'nın dehşeti bile, belki de Abas’ın o dönemde kurduğu sistemin getirdiği gölgelerin bir yansımasıydı.
Canım evladım, krallar masallarda hatasız, heykellerde kusursuzdur. Ancak gerçek şudur: Tarih, kendi çıkarları için başkalarını ateşe atanların değil, o ateşin içinde kendi yolunu çizen, sessizce itiraz edenlerin hikayesidir. Abas belki kral oldu ama asıl hikaye, o düğün gecesi korkusuna rağmen boyun eğmeyi reddeden o kadınların, yani görünmez kılınanların ruhunda saklıdır.
Unutma; şarap sadece neşemizi artırır, ama hakikat, kralların tahtlarını yerle bir eden tek şeydir. Şimdi git ve gördüğün her "büyük" adamın ardında, sesi kısılanları düşün.