Thesauros Mitoloji Abas

Abas

Abas

Poseidon ve Arethusa’nın torunu, Argos'un kralı Abas; soylu soyunun köklerinden Perseus’a uzanan o kadim bağın ana halkasıdır.

İlyada’nın destansı anlatısında Abantlar boyuna ismini veren ve kökeni Poseidon ile su perisi Arethusa’nın birleşmesine dayanan bir figürdür. Soyunun devamı, iktidarın kanlı bir mirasla el değiştirdiği Argos’ta şekillenir; zira Aigyptos’un oğulları, amcaları Danaos’un kızlarına hükmedip onları tahakküm altına alarak zorla evlendirdiklerinde, bu mülkiyetçi zorbalığa karşı bir başkaldırı olarak gerdek gecesi katledilirler. Yalnızca Hypermestra’nın Lynkeus’u bağışlamasıyla süren bu kan hattından dünyaya gelen Abas, iktidar mekanizmasının merkezine, Argos tahtına yerleşir. Onun hükümranlığı altında Akrisios ve Proitos gibi figürler doğarken, soy ağacı Danae ve nihayetinde Perseus ile genişler; birey üzerindeki otorite ve kökenin kutsanması, zincirleme bir egemenlik silsilesiyle kuşaklar boyu sürecek olan yönetme arzusunun temelini oluşturur.
Silenos
Bakın hele, gözlerinizdeki o merak pırıltısı ne güzel! Yaklaşın, ateşin yanına kıvrılın da size soyu sopu krallıklarla, kahramanlıklarla örülü birinden bahsedeyim. Adı Abas; öyle sıradan bir isim sanmayın, üzerinde hem dalgaların efendisinin hem de Argos’un tozlu yollarının ağırlığını taşır.

Her şey, o hırçın denizlerin hakimi Poseidon ile güzel su perisi Arethusa’nın yollarının kesişmesiyle başladı. Gökyüzü sakinleri bazen yeryüzünde, bazen de suların derinliklerinde böyle mucizeler yaratmayı severler. İşte Abas, o köpüklü suların serinliğiyle, tanrısal bir gücün birleşmesinden dünyaya geldi.

Ancak hayat her zaman su gibi berrak akmaz, evlatlarım. Bir de amcalar, kuzenler meselesi var ki, o vakitler ortalık hayli karışıktı. Aigyptos’un oğulları, yani o kaba saba adamlar, amcaları Danaos’un kızlarıyla zorla evlenmeye kalktılar. Düğün gecesi dedikleri o gece, kılıçların şakırtısı, hüzünlü bir ayrılık şarkısına dönüştü. Kızlar, bu zorbalığa başkaldırdı; hepsi eşlerini o gece birer birer hakladı. Ama içlerinden biri, Hypermestra, kocası Lynkeus’a kıyamadı. Aşk mı dersiniz, yoksa merhamet mi, bilinmez... İşte o gece, ölümün kıyısından dönen Lynkeus ve Hypermestra’nın birleşmesinden Abas dünyaya gözlerini açtı.

Abas, bir kral olarak Argos’un tahtına oturduğunda, kaderin ipliklerini de örmeye başlamıştı. Öyle bir adam düşünün ki, kurduğu soy ağacı mitlerin en görkemli meyvelerini verecekti. Akrisios ve Proitos adında iki oğlu oldu. Hani şu Akrisios var ya, hani kızı Danae’yi yüksek kulelere hapseden, ama kaderin önüne geçemeyen o bahtsız kral... İşte o Danae’nin kucağına bir gün altın yağmurları indi ve dünyaların en büyük kahramanı, Medusa’nın kellesini alan o meşhur Perseus dünyaya geldi.

Görüyor musunuz? Abas, sadece bir kral değil, bir zincirin en güçlü halkasıydı. Poseidon’un sularından gelen kanı, Argos’un topraklarında kök saldı ve kuşaklar boyu sürecek bir destanın başlangıcı oldu.

Eh, yaşlı gözlerim biraz yoruldu, şarabımdan bir yudum alayım da boğazım yumuşasın. Siz siz olun, hayatın size getirdiği o tuhaf tesadüfleri hafife almayın. Kim bilir, belki de bir gün sizin soyunuzdan da efsaneler doğar, kim bilir?

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi