Bak, şu gökyüzü dostumuz var ya, hani bazen masmavi olur, bazen de bulutlardan kendine battaniye yapar; işte onun en tepesinde, her şeyi gören, her şeyi işiten büyük bir kral oturur. Adı Zeus. Çocuklar, bu isim aslında öyle eski, öyle kadim bir hikayeden gelir ki, neredeyse tüm dillerde "gökyüzünün ışığı" anlamına gelir.
Zeus, küçücük bir bebekken başı dertteymiş. Babası Kronos, "Ya çocuklarımdan biri büyür de benim tahtımı elimden alırsa?" diye korkuyormuş. Bu yüzden, ne zaman bir çocuğu olsa onu hemen yutuveriyormuş. Annesi Rhea buna çok üzülmüş. Zeus doğduğunda, onu alıp Girit adasında gizli bir mağaraya saklamış. Babasına da bir taş verip "Al, bu senin oğlun" demiş. Kronos o kadar açgözlüymüş ki, taşın taş olduğunu anlamadan yutuvermiş!
Zeus mağarada büyürken, ona Amaltheia adında özel bir keçi bakmış. Bu keçi, güneş kadar parlak ve güçlüymüş. Zeus büyüyüp delikanlı olunca, o meşhur kalkanını bu keçinin derisinden yapmış. İşte o kalkan, Zeus'un gücünü temsil eder. Sonunda babasıyla karşılaşmış ve kardeşlerini kurtarmış; sonra da gökyüzünün hükümdarı olmuş.
O, bulutların efendisidir! Bulutları bir araya getirip yağmur yağdırır, gök gürlediğinde aslında bize "Buradayım, sizi izliyorum" der. Elinde hep şimşekler olur, bazen onları gökyüzüne bir fırça darbesi gibi savurur. Yanında da sadık dostu kartalı vardır. Kartal gökyüzünde süzülürken Zeus’un gözü olur, insanların yaptıklarını ona fısıldar.
Zeus sadece şimşeklerin değil, konukseverliğin de koruyucusudur. Kapına biri gelirse, ona sofranı açmanı, iyi davranmanı ister. Bir gün, Odysseus adında biri çok zor durumdayken Zeus'a seslenmiş, "Bana bir işaret ver" demiş. Tam o sırada, ortada hiçbir bulut yokken, gökyüzünden gürül gürül bir ses gelmiş! Bu, "Senin yanındayım" demekmiş.
Bazen insanlar ona, "Her şeyi sen mi yönetiyorsun?" diye sorarlar. Zeus da gülümseyerek der ki: "Ben gökyüzünün kralıyım ama kaderin kendi iplikleri vardır." O bile bazen en sevdiği kişilerin kaderine müdahale edemez. Çünkü evrende düzen, her şeyin yerli yerinde olmasıyla sağlanır.
O, Olympos denen o yüce dağın doruğunda tahtına kurulur. Yanında çocukları, tanrı dostları olur. Hephaistos'un ona yaptığı o muhteşem asa, onun krallık sembolüdür. Bir gün yolun düşerse yüksek dağlara, gökyüzünün parıltısına iyi bak; belki sana bir şimşekle göz kırpar ya da bulutları senin için dans ettirir. Ama unutma, o hem çok güçlü hem de senin kalbindeki iyiliği arayan bir baba gibidir.
Hadi şimdi uykuna git; belki rüyanda o ulu kartalın kanatlarında gökyüzünde süzülürken, gürleyen bulutların arasında Zeus'un sıcak gülümsemesini görürsün.
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... İnsanlar Olympos'un tepesine bakıp parıltılı tahtlar görürler, ama o tahtların gölgesinde neler olup bittiğini kimse fısıldamaz. Bugün sana 'Güçlüler'in en büyüğü, Zeus hakkında, anlatılan o yaldızlı hikayelerin arkasındaki karanlığı göstereceğim.
Sen ona 'tanrıların babası' derlerken, ben ona 'kendi çocuklarını yiyen bir babanın korkusuyla büyümüş, iktidar hırsıyla gözü kararmış bir figür' derim. Zeus'un hikayesi bir zaferle değil, bir yalanla başlar. Annesi Rhea, onu babası Kronos’un midesinden korumak için bir mağaraya sakladığında, aslında ona özgürlüğü değil, dünyanın en ağır yükünü, yani 'hükmetme zehrini' miras bırakmıştı.
Güç Dinamiklerini Sorgula
İnsanlar Zeus'u göğü gürleten, şimşekleri savuran kudretli bir kral olarak görürler. Oysa o, göğü bir mülk gibi paylaşan bir yöneticidir. Kardeşleri Poseidon ve Hades ile dünyayı bir pasta gibi bölüşürken, kimse o 'adaletli' düzenin aslında kaba kuvvete dayandığını sormaz. Sarpedon örneğini düşün... Kendi oğlu olduğu halde, sadece 'düzen bozulmasın' ve diğer güçlüler (yani Hera gibi) küsmesin diye onu ölüme terk eden bir babadan ne beklersin? Güç, evlat, bazen en sevdiklerini bile birer satranç taşı gibi feda etmektir.
Sessizlerin Sesi Ol
Bir de şu 'işmar' meselesi var. Zeus'un kartalları, yıldırımları... O, yukarılardan insanlara işaret gönderdiğini sanır. Peki ya o değirmende un öğüten kadın? 'Dizlerim çözüldü, tükendi yüreğim' diye inleyen, kaderi sadece kralların masalarını donatmak olan o kadının sesi, Zeus’un gök gürültüsünden daha mı önemsizdi? Tarih, hep kralların zaferlerini yazar; oysa o zaferlerin bedelini, karnı aç uyuyanlar ve değirmen başında ömrünü tüketenler öder.
Gerçeklerin Peşinde
Hektor, Akhilleus ile son kez yüzleştiğinde, Zeus altın terazisini eline aldı. Hektor’un kefesi ağır bastı ve Hades’e yuvarlandı. İnsanlar buna 'kader' der, ben ise 'taraflı bir hakemin kurduğu oyun' derim. Zeus, kaderin efendisi değil, aslında o da kaderin kendisine sunduğu zorunlulukların bir piyonuydu. Kendi kurduğu düzende bile, aslında ne kadar 'özgür' olduğunu sorgulamak gerekir.
Unutma, bazen en büyük güç, hiçbir şeye hükmetmemektir. Bir yudum şarapla bu dünyanın geçiciliğini düşünmek, göklerde gürlemekten daha bilgecedir. Olympos'taki o ulu dağın zirvesinde oturanlar, aslında sadece kendi korkularından örülü bir kalede yaşarlar. Gerçek krallar ise, kendi içindeki 'özgürlüğü' keşfedenlerdir.
Şimdi git ve gökyüzüne bak... Bir sonraki şimşek çaktığında, sadece bir tanrının gazabını değil, bir babanın bitmek bilmeyen hırsını ve o hırsın altında ezilen onca hayatı hatırla.