Şimdi, kulağını iyice aç evlat; sana elleri nasırlı, yüreği ise koca bir kaya parçası kadar sert bir adamdan bahsedeceğim: Zethos. Hani o telli çalgıların narin sesine kapılıp hayallere dalan kardeşi Amphion’un tam zıttı olan o güçlü adam.
Zethos denince akla, doğanın o en haşin, en dokunulmaz hali gelir. Kardeşi eline lirini alıp taşları yerinden oynatacak melodiler peşinde koşarken, Zethos toprağın kokusunu ciğerlerine çeker, omzunda koca koca kayaları taşırdı. O, gökyüzü sakinlerinin bahşettiği güçle değil, kendi bileklerinin ve nasırlı avuçlarının hakkıyla ayakta duranlardandı. Çiftçilerin, çobanların ve emeğiyle dağları devirenlerin hamisi gibidir o.
Sırtında daima bir yük, zihninde ise daima bir "iş" olurdu. Kardeşi için hayat bir melodi, bir ritim, bir serapsa; Zethos için hayat bir inşa, bir temel ve terli bir alın çizgisiydi. Derler ki, Thebai şehrinin surlarını yükseltirken Amphion şarkılarıyla taşları dans ettirmiş, Zethos ise o taşları yerine oturtup harcını kendi elleriyle karıştırmış. Biri hayal kurar, diğeri o hayali gerçeğe bağlar; biri havada süzülür, diğeri toprağa kök salardı.
Bazıları ona "kaba" der, "anlayışsız" diye burun kıvırır. Ama yanılıyorsunuz! Hiç, kendi elleriyle bir şehir kurmanın verdiği o vakur gururu tattınız mı? Zethos, hayatın sadece güzel tınılardan ibaret olmadığını bilen bir adamdı. Karnın açsa, başının üzerinde bir çatı yoksa, o güzel ezgilerin ne hükmü kalır? İşte Zethos, dünyanın o temel gerçeğiydi.
İhtiyar bir Silenos olarak şunu söyleyeyim: İnsan bazen hayatın yükünü taşırken Zethos gibi kaslarını gerip ter dökmeli, bazen de Amphion gibi ruhunu dinlendirmeli. Ama unutma, o koca kayayı yerinden oynatacak gücün yoksa, şarkın sadece rüzgarda yankılanan bir fısıltı olarak kalır. Zethos, toprağın ta kendisidir; sarsılmaz, eğilmez ve bükülmez. Onun hikayesi, bir insanın kendi varlığıyla dünyaya nasıl imza attığının hikayesidir.
Şimdi söyle bakalım, sen hangisisin? Taşları yerinden oynatan o nasırlı eller mi, yoksa o taşları dans ettiren o ince parmaklar mı? İkisi de lazım, evlat; unutma, dünya hem sert bir kaya hem de tatlı bir nağmedir.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda sana hep altın parıltılı kahramanların zaferlerinden bahsederler; ama unutma, güneş ne kadar parlaksa gölgesi de o kadar derindir. Bugün sana, saray duvarlarının ardındaki o tozlu sessizlikten, ikizlerden biri olan Zethos’tan bahsedeceğim. Kadehimi bilgelikle doldurup sana bir sır fısıldayayım: Güç dediğin şey, bazen sadece ellerinle taşıdığın ağır taşlardır.
Zethos... O, Amphion’un kardeşi. İnsanlar onları hep bir bütün gibi anar; Amphion lir çalar, taşlar kendi kendine yükselir; Zethos ise o taşları omuzlar, sırtında taşır. Herkes onun bu gücüne, kaslarının sertliğine övgüler düzer. Peki, o devasa duvarları örerken Zethos’un ruhunda ne birikti, hiç düşündün mü, evladım?
Sistemin çarkları, bazen en güçlü olanı "ağır işçi" ilan eder. Krallar, Zethos gibi karakterlerin omuzlarına dünyayı yüklerken, onları kendi hırslarının birer parçası haline getirirler. Zethos, toprağı ve emeği temsil ederdi; ama krallar o taşları, halkı dışarıda tutmak, "biz ve onlar" sınırını keskinleştirmek için kullandı. İktidar sahipleri her zaman bir duvar ördürmek ister, çünkü kendi kurdukları korku imparatorluğunun yıkılmasından korkarlar. Zethos, o duvarları örerken aslında kendi özgürlüğünü de o taşların arasına hapsettiğini fark etmedi bile.
Ah benim bilgeleşen evladım, bazen en güçlü görünenler, aslında en büyük prangaya vurulanlardır. Zethos'un o nasırlı elleriyle yükselttiği surlar, aslında hem dışarıdakileri hem de içeridekileri esir eden birer sessizlik anıtıydı. O, sanatın ve inceliğin peşindeki kardeşiyle hep kıyaslandı; ama kimse ona sormadı: "Sen kendi ellerinle neyi kurmak isterdin?"
Gerçek şu ki; dünya üzerindeki tüm surlar, birilerinin korkusundan doğar. Zethos o gün o taşları taşıdı, bugün başkaları aynı yükü omuzlarında taşıyor. Ama bir gün, rüzgar esip de taşlar çatladığında, o surların altındaki gerçekler gün ışığına çıkacak. İşte o zaman, kimin gerçekten özgür olduğunu anlayacağız. Sakın unutma; gücü elinde tutanların "kahraman" diye alkışladığı her figürün ardında, bir sistemin çiğnediği gerçek bir hikaye yatar.
Şimdi git ve etrafındaki duvarlara bir bak; bakalım onlar gerçekten seni korumak için mi, yoksa seni bir şeylere inanmaya zorlamak için mi oradalar?