Gelin bakalım şöyle, ateşin başına yaklaşın. Yaşlı bir keçinin dizleri titrer ama hafızası hala taze, merak etmeyin. Size bugün göklerin ve yerin henüz genç olduğu zamanlardan, "Hekatonkheir" dedikleri o devasa kardeşlerden bahsedeyim. Hani şu Kottos, Briareus ve Gyes...
Toprak Ana Gaia ile Gökyüzü Baba Uranos’un çocuklarıydı onlar. Ama öyle sizin bildiğiniz, sağında solunda iki kolu olan çocuklardan değil! Düşünsenize, bir omuzdan aşağı sallanan tam yüz kol... Her birinin omuzlarında ise elli tane kafa! Biri bir şeye şaşırsa, diğeri şarkı söylese, öbürü yemek istese vay haline o bedenin, değil mi? Ama işte, güçleri de bir o kadar korkunçtu. Uranos, babaları olacak o huysuz adam, bu çocukların gücünden öyle bir korktu ki, "Bunlar başıma bela olur" dedi ve hepsini yerin yedi kat altına, o zifiri karanlığa hapsetti.
Gel zaman git zaman, gökyüzü sakinleri arasında büyük bir kavga koptu. Olympos’un kudretli tanrıları, eski toprak Titanlarla kapışmaya başlayınca işler sarpa sardı. Zeus, "Bize bu savaşı kazandıracak biri lazım," dedi ve aklına yerin altındaki o devler geldi. İndiler aşağı, onları o karanlıktan çıkardılar.
Bir düşünün; savaş meydanına üç tane dev çıkıyor, omuzlarında yüzlerce kol, ellerinde kocaman kaya parçaları... Kottos, Briareus ve Gyes bir öfkelendiler ki sormayın! Bir anda üç yüz taşı birden havaya fırlattılar. Titanlar neye uğradıklarını şaşırdı. Gökyüzü sakinleri bir hamlede işi bitirdi, devler sanki yağmur gibi taş yağdırdı gökten. Titanları öyle bir ezdiler ki, yerin dibine, ta Tartaros'un en karanlık köşesine kadar gönderdiler onları.
Savaş bitince Zeus onlara, "Siz harika iş çıkardınız," dedi. "Ama bir ricam var; şu yaramazları yerin altında tutmaya devam edin." O günden beri, o yüz kollu devler orada, bekçilik görevlerini yapıyorlar.
Şimdi, her bir koluyla farklı bir iş yapabildiğinizi hayal edin; biriyle elma yerken diğeriyle resim çizmek, bir başkasıyla saçınızı tararken öbürüyle top oynamak... Kulağa eğlenceli geliyor değil mi? Ama o kadar çok kafayla kime kulak vereceğini şaşırmak da bir dert. Yine de insan bazen isterdi; keşke hayatın yükünü taşıyacak o kadar çok kolu olsa insanın, değil mi hahah?
Hadi bakalım, şarabın tortusu bitti, hikayenin de sonu geldi. Başka bir zaman yine gelin, size Kirke’nin adasındaki o tuhaf evcil hayvanlarından bahsederim.
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Bak minik yolcum, masallarda anlatılmayan bir sır var... Olympos’un o parıltılı salonlarında oturanlar, her zaman en güçlü olanların değil, en iyi kullananların hikayesini yazar. Bugün sana Hekatonkheires’ten, yani o yüz kollu devlerden bahsedeceğim. Ama sakın unutma; birinin "canavar" dediği, genellikle başka birinin işine yaramayan özgür ruhtur.
Gaia ile Uranos’un çocuklarıydı onlar. Kottos, Briareus ve Gyes... Elleri omuzlarından fışkıran, omuzlarında ellişer başı olan devler. Onlara baktığında dünya, düzene girmeyi reddeden bir isyan gibi görünürdü. Peki, baba Uranos ne yaptı, biliyor musun güzel evladım? Kendi kanından, kendi canından olan bu devlerden korktu. Onları anlamaya çalışmak yerine, yerin en karanlık dibine, ışığın bile unuttuğu o çukura hapsetti. Neden? Çünkü otorite, anlayamadığı her şeyi zincire vurmak ister.
Sonra Zeus geldi. Hani şu elinde şimşeklerle adaleti dağıttığını söyleyen hırslı çocuk... Zeus, Titanlar’la olan kavgasında bir şeye ihtiyaç duydu: Kendi pis işlerini temizleyecek bir "güç". Yerin altındaki o devleri, sanki birer araçmış, sanki birer kılıçmış gibi serbest bıraktı. O gün devler için bir zafer değil, aslında yeni bir esaretin başlangıcıydı. Üç yüz taşı aynı anda havaya kaldırıp Titanlar’ın üzerine yağdırdıklarında, aslında sadece bir tarafın iktidarını perçinlediler.
Zeus savaşı kazanınca, o devleri serbest mi bıraktı sanıyorsun? Ah benim saf evladım... Olymposlular onları ödüllendirmedi; aksine, bu kez Tartaros’un kapısına, yani diğerlerini ebedi bir karanlığa gömen zindanın başına "bekçi" dikti. Bir zamanlar gökyüzüne bakmak için doğan o devler, şimdi başkalarının mahkumiyetini izlemekle görevli, yaşayan kilitlere dönüştürüldü.
Belki biraz şarap, biraz da düşünceyle anlarsın: Güç, bazen en sadık gardiyanlarını, kendi zincirlerini kırmasınlar diye en ağır görevlerle ödüllendirir. Bu devler ne hürdür, ne de özgür; sadece efendileri değişen devasa birer hayal kırıklığıdır. Hekatonkheires, bugün hala yerin altında, kendi ellerine prangalı bekliyorlar.
Söyle bakalım küçük yoldaşım; sence asıl mahkum olanlar, o karanlık çukurdaki Titanlar mı, yoksa dışarıda özgür olduklarını sanıp başkalarını hapsetmekle ömür tüketen o yüz kollu devler mi?