Gel bakalım evlat, şöyle ateşin kenarına iliş. Bak, gördüğün şu yıldızların altında ne hikayeler saklıdır; ama bugün sana anlatacağım kişi, yıldızlardan çok denizlerin hırçın dalgalarıyla dans etmiş biridir. Bazıları ona **Odysseus** der, ama çok uzak diyarlardaki bilgeler, Latinlerin ağzına yakışsın diye ona **Ulixes** demişler.
İsmini nasıl söylersen söyle, değişmeyen tek şey o zeki ve kıvrak zihnidir. Ulixes dediğin adam, öyle sadece kılıç sallayıp kalkan savuran o iri kıyım kahramanlardan biri değildir. O, kılıcından çok aklını keskin tutan biridir. Hani bazen bir düğümü çözemezsin de, şöyle bir kenara çekilip "Acaba ucundan mı çeksem?" diye düşünürsün ya? İşte Ulixes, dünyanın en büyük düğümlerini, o sabırlı ve her şeye çözüm bulan zihniyle çözmeyi bilirdi.
Gökyüzü sakinlerinin bile bazen gıptayla, bazen de "Yine ne planlıyorsun bakalım?" diye kaşlarını çatarak izlediği bir adamdır o. Troia denilen o büyük şehir yakılıp kül olduğunda, herkes evine dönmek için gemilerine atlamıştı. Ama bizim Ulixes için evine dönmek, öyle elini kolunu sallayarak gitmek demek değildi. O, yıllarca fırtınalarla, devlerle ve büyücü kadınlarla mücadele etti. Kirke’nin adasında şarabın ve büyünün cazibesine kapılmamak için direnirken ya da tek gözlü devin mağarasından zekasıyla kurtulurken, hep o meşhur eve dönüş arzusu yanıyordu içinde.
Neden mi bu kadar meşhur? Çünkü o, insanın başına ne gelirse gelsin, aklını kaybetmediği sürece her fırtınadan bir kıyıya ulaşabileceğini kanıtladı. Bir gün denizler onu yutup bitirecek gibi olduğunda bile, o oturup güneşin batışını izlemiş, "Yarın başka bir yol bulurum," demiştir.
Şimdi söyle bakalım, sence de bu kadar çok yer görmüş, bu kadar çok badire atlatmış bir adamın anlattığı masallar, bizim bu ateş başında anlattıklarımızdan daha mı heyecanlıdır? Belki bir gün o da gelir, bizzat kendi ağzından dinleriz maceralarını. Ama şimdilik şu kadarını bil; zeka, en keskin kılıçtan daha güçlüdür ve Ulixes, o kılıcı hiç kınına sokmadan bir ömür yaşadı.
Eee, gözlerin kapanmaya başladı bakıyorum. Hadi, rüyanda o geminin tahtalarına vuran dalgaların sesini duymaya çalış. Belki o da sana, eve nasıl dönüleceğinin gizli bir yolunu fısıldar.
Silenos'un Bildiği Gizli Gercekler
Bak evlat, kulaklarını iyice aç; zira sana anlatacağım bu hikaye, kralların altın tahtlarına oturup yazdığı o parlak destanların tozlu sayfalarında gizlenmiş bir çatlak gibidir. Herkes ona Ulixes der, Romalılar öyle uygun görmüştür; ancak özünde o, bizim bildiğimiz Odysseus’tur. Bilgeliğiyle övülen, kurnazlığı dillere destan olan o adam...
Pekala küçük yolcu, elindeki o boyalı masal kitaplarında onu hep bir kahraman gibi görürsün, değil mi? Ama bir sır vereyim mi? Gerçekler, çoğu zaman zafer naralarının arasında boğulur. Bu adamın zekası, sadece düşmanlarını yenmek için değil, aynı zamanda sistemin o ağır dişlileri arasında kendini var etmek için bir kalkan gibiydi. O, kralların sofrasında oturan ama o kralların hırslarının kaç hayatı küle çevirdiğini en iyi bilenlerdendi.
Ulixes, bir adadan diğerine savrulurken aslında sadece eve dönmeye çalışmıyordu; o, gücün ve otoritenin insana neler yaptırabileceğini, masumiyetin nasıl "stratejik bir kayıp" olarak görüldüğünü bizzat tecrübe ediyordu. Hani o devasa, tek gözlü Polyphemos hikayesi vardır; bilirsin, herkes kahramanın devle savaşını alkışlar. Peki, o devin kendi topraklarında, sistemin dışında yaşayan bir varlık olarak nasıl da bir "canavar" yaftası yediğini hiç düşündün mü evlat? Güç sahipleri, kendi sınırlarını çizenleri her zaman canavar ilan ederler.
Benim bilge evladım, bazen hayatın getirdiği o hafif, neşeli kafa karışıklığı için bir yudum şarap içmek gerekir ki, zihin bulutların ötesini görebilsin. İşte o an, Ulixes’in eve dönüş yolunun neden bu kadar uzun sürdüğünü anlarsın. O, kralların satranç tahtasında bir piyon olmaktan yorulmuş, kendi özgürlüğünü arayan bir gezgindi. Ama unutma, özgürlük arayışı her zaman bir bedel ödetir; geride bırakılan Patroklos gibi dostlar, evde bekleyen ve unutulmaya terk edilen Penelopeia gibi bekleyişler...
Sistem, insanların hikayelerini kendi lehine büker. Odysseus’u unutulmaz bir "evine dönen kahraman" yaptılar ki, kralların savaşlarının ne kadar yüce olduğu anlaşılsın. Oysa o, belki de sadece bitmek bilmeyen bu büyük oyunun bir kurbanıydı. Şimdi git, yıldızlara bak ve sor kendine: Gerçekten kahraman kimdir? Düzenin sesini yükselten mi, yoksa o düzene rağmen kendi sesini bulmaya çalışan mı?
Gözlerini dört aç, çünkü kralların sessizliğinde saklıdır en büyük hakikatler.