Thesauros Mythology Typhon

Typhon

Typhon

Gaia’nın oğlu, yüz başlı dehşet Typhon; Zeus’un yıldırımlarıyla yenilip Etna Dağı’nın altına hapsedilen, dünyayı sarsan ateş ve felaket tanrısıdır.

İlyada metinlerinde Typheus adıyla anılan, Khrysaor ve Kallirhoe’nin meyvesi Typhon, soyunu sürdüren Kkhidna ile birleşerek Orthos, Kerberos, Khimaira ve Hydra gibi düzen dışı varlıkların türeyişine önayak olur. Hesiodos, Theogonia’nın başında bu soy silsilesini kayda geçirdikten sonra, anlatıya sonradan iliştirildiği anlaşılan bölümlerde, yerleşik düzene sığmayan bu yanardağ tanrısını tasvir eder; zira Titanların egemenlik kavgasıyla gökten tasfiyesinin ardından Gaia, Tartaros ile birleşerek merkezi iktidarın otoritesini sarsacak o nihai başkaldırıyı, Typhon’u dünyaya getirmiştir.

O, hükümranlığın sınırlarını zorlamak için biçimlendirilmiş, yorgunluk nedir bilmeyen bir kuvvetin temsilcisidir. Omuzlarından göğe yükselen yüz yılan başı, bir biat beklentisine inat kara dillerini uzatır; o gözlerdeki ateş, hiyerarşik gök düzeninin soğukluğuna karşı kendi yakıcı hakikatini yansıtır.

Olympos’un tahakkümünü mutlaklaştırma arzusu, bu "azman" varlığı bastırma gayretiyle birleştiğinde tabiatın tüm dengeleri sarsılır: Menekşe rengi sular yangına tutulurken, göğün gürlemesiyle ejderin alevleri arasında bir varoluş savaşı patlak verir. Yer ve deniz, merkezi otoritenin zor aygıtları ile başkaldıranın kaotik direnişi arasında kaynar; Hades’in derinliklerini bile titreten bu deprem, iktidarın kendi bekasını korumak için doğayı yakıp yıkmaktan çekinmeyeceğini ispatlar. Zeus, elindeki şimşekleri bir hüküm aracına dönüştürüp Olympos’un zirvesinden vurduğunda, tek tipleştirilemeyen her türlü gücün şiddetle terbiye edilmesi gerektiğini ilan eder. Yıldırımların altında kavrulan Typhon yere serilirken, toprağın iniltisi merkeziyetçi düzenin zaferiyle sessizliğe gömülür. Ancak devin gövdesinden fışkıran ve Etna’nın sarp vadilerine sızan o ateş, boyun eğdirilen her gücün, sindirildiği zeminin derinliklerinde yeniden bir gün yüzüne çıkmayı bekleyen sönmemiş bir ihtimal olduğunu hatırlatmaya devam eder.
Silenos
Gel bakalım evlat, şöyle ateşin başına biraz daha yaklaş. Sakallarımın arasına sakladığım şu küçük üzüm tanesini mi gözlüyorsun yoksa anlatacaklarımı mı? Dinle o zaman; öyle birinden bahsedeceğim ki, gökyüzü sakinlerinin bile dizlerinin bağını çözmüştür vaktiyle. Adı Typhon, yani o korkunç mu korkunç, koca yürekli ejder!

Duyduğuma göre Typhon, Khrysaor ile güzel Kallirhoe’nin oğluymuş. Ama öyle uslu bir çocuk sanma sakın onu; içine öyle bir ateş kaçmış ki, ne yerinde durabilmiş ne de soyuna sopuna çekebilmiş. Eşi Kkhidna ile bir araya gelince, ortalık iyice şenlenmiş tabii! Ortos, o sadık Kerberos, ateş kusan Khimaira ve dokuz başlı Hydra... Hepsi bu tuhaf aile ağacının dallarından dökülmüş.

Ama gel gelelim, Typhon’un asıl hünerine... Hesiodos der ki; Titanlar gökyüzünden sürgün edilince, Gaia öfkeyle Tartaros’a dönmüş ve ondan Typhon gibi bir azmanı dünyaya getirmiş. Düşün bir kere; omuzlarından yükselen tam yüz tane yılan başı! Her biri kara dillerini çıkarıyor, gözlerinden ateşler saçıyor. Öyle ki, o heybetli kaşlarının altından attığı bakışla kayaları bile eritebilirmiş.

Zeus, Olympos’un tepesinde otururken bir bakmış ki aşağıda işler karışıyor. "Bu kadar büyük bir öfkeyi dünyada tutamayız," demiş. Ve o meşhur kıyamet kopmuş! Bir yandan gökyüzü sakinlerinin şimşekleri gümbürderken, diğer yandan Typhon’un ağzından çıkan alevler menekşe rengi suları kaynatmış. Yer, gök, deniz birbirine girmiş; Hades bile yerin yedi kat dibinde titremekten kendini alamamış.

Zeus, hırsını ve gücünü bir araya getirip şimşeklerini bir kırbaç gibi savurmuş. O alev kusan kafalar, o korkunç ejder başları yıldırımların altında büzülüp kalmış. Typhon yediği darbeyle öyle bir devrilmiş ki, yer sarsılmış, toprak inim inim inlemiş. İşte o dev gövdesi, şimdi bildiğimiz o Etna Dağı'nın ta altına gömülmüş.

Hala ne zaman o dağdan dumanlar çıksa, gökyüzüne ateşler fırlasa, Typhon’un derin uykusunda kıpırdandığını, o eski öfkesini hatırına getirdiğini düşünürüm. Şarap kadehimi havaya kaldırıp ona selam veririm, hem biraz korkuyla hem de büyük bir hayranlıkla... Çünkü evlat, dünya sadece iyi ve güzellerden ibaret olsaydı, gökyüzü sakinlerinin bu kadar yıldırıma ihtiyacı olmazdı, değil mi?

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme