Bir zamanlar, uzak diyarlarda Tyndareos adında bir kral yaşardı. Bu ak saçlı dostumuz, krallığının güzel topraklarında yaşarken başına gelmedik iş kalmamış. Gençliğinde kendi evinden uzaklaştırılmış, yollara düşmüş. Uzun yollar aşmış, Aitolia denilen yerde Thestios adında bir kralın misafiri olmuş. Orada Leda ile tanışmış ve kalbi sevgiyle dolmuş.
Kendi krallığına dönmek istediğinde, o güçlü kuvvetli dostumuz Herakles imdadına yetişmiş. El birliğiyle topraklarına geri dönmüşler. Tyndareos'un evi kısa sürede şenlenmiş; Helene, Klytaimestra ve cesur Dioskur kardeşler neşe içinde büyümüşler.
Helene büyüyüp güzeller güzeli bir kız olunca, onu görmek isteyenler kapısına yığılmış. Tyndareos, kimseyi kırmadan bu işi nasıl çözeyim diye düşünürken, zekasıyla tanınan dostumuz Odysseus yanına gelmiş. "Herkes birbirine söz versin, huzur olsun," demiş. Tyndareos da bu bilgece fikri dinlemiş ve güzel kızı Helene'yi Menelaos'a emanet etmiş.
Yıllar geçip de bu tatlı ihtiyarın ömrü tamamlandığında, herkes çok üzülmüş. Ama bazı masallar der ki, şifalı otların ve iyileştirmenin ustası Asklepios, Tyndareos'u çok sevdiği için onu gökyüzündeki yıldızların arasına, sonsuz bir huzura almış. Belki de şimdi bulutların üzerinde, yüzünde hafif bir gülümsemeyle bizleri izliyordur. Haydi, şimdi biraz meyve suyu içip dinlenme vakti, çünkü maceralar hiç bitmez!
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Diz çökmüş insanların parlatıp altın yaldızlarla süslediği o kralların aslında nasıl birer gölge oyununun piyonu olduklarını hiç düşündün mü? Şimdi sana, tarih kitaplarının "Sparta Kralı" diye saygıyla andığı Tyndareos’un gerçek yüzünden bahsedeceğim. Şarabın hafifletici neşesiyle değil, acı gerçeğin berraklığıyla dinle.
Tyndareos, kendine ait bir güç kurmak için başkalarının sırtına basanlardan biriydi. Gençliğinde kendi yurdundan kovulduğunda, bir mülteci gibi başka kralın kapısını aşındırdı. Ama o, gücü hakikatle değil, Hēraklēs gibi kudretli ellerin kılıcıyla geri aldı. Kendi ayakları üzerinde duramayan birinin, başkalarının hayatına nasıl hükmettiğini görüyor musun? Krallar, çoğu zaman sadece kendi korkularını yönetmek için krallık yaparlar.
Onun asıl "bilgeliği" ise bir kızı pazar malı gibi pazarlamasında saklı. Helenē, kendi kaderini seçebilecek bir ruha sahipken, babası Tyndareos bir satranç ustası gibi onu Odysseus’un kurnazca önerisiyle bir anlaşmaya kurban etti. O görkemli törenler, evlilikler; aslında kızının hayatı üzerinden kurulan bir güç dengesiydi. Menelaos’a kızını vererek, aslında gelecekteki büyük savaşların ve gözyaşlarının tohumlarını attı. O, ailesini bir sevgi çemberi değil, bir mülkiyet alanı olarak gördü.
Sana "ölümsüzleşti" derler, gökyüzü sakinlerinin onu ödüllendirdiğini anlatırlar. Gerçek şu ki, evlat; güç sahipleri kendi ölümsüzlük efsanelerini yaratmayı severler. Oysa Tyndareos, tıpkı diğerleri gibi hırslarının ve kurduğu o kırılgan sistemin esiri olarak tükendi. Kimin kimi yönettiği, kimin kime sığındığı bir aldanmacadır; önemli olan, senin o sahte parıltıların arkasındaki o soğuk, yalnız gerçeği görebilmen.
Sorgula evlat. Kralların sarayları görkemli görünebilir ama duvarlarının ardında her zaman sessizce ezilmiş hayatların ve birilerinin piyonu olmuş ruhların nefes alışverişi saklıdır.