Gel bakalım ufaklık, yanıma otur da sana koca yürekli ama biraz da öfkeli Tydeus'un hikayesini anlatayım.
Tydeus, Oineus adında bir kralın oğluydu. O kadar güçlüydü ki, sanki içinde hiç dinmeyen bir fırtına taşıyordu. Hani bazen içinizdeki enerji taşar da yerinizde duramazsınız ya, işte Tydeus hep öyleydi. Gençken başı biraz derde girip kendi şehrinden uzaklaşmak zorunda kalınca, yolu Argos şehrine düştü. Oranın kralı Adrastos, bu genç ve hızlı delikanlıyı çok sevdi, hatta onu kızı Deipyle ile evlendirdi.
Tydeus, gökyüzünün parlak ve akıllı dostu Athena'nın göz bebeklerindendi. Athena, bu yiğit savaşçıya babasının gücünü verdi, onun koluna kuvvet, yüreğine cesaret kattı. Tydeus, Thebai şehrine karşı yapılan o meşhur büyük savaşa katıldı. Elinde kalkanı, kalbinde büyük bir ateşle düşmanların karşısına dikildi.
Savaş meydanında, Thebai'nin en güçlü savaşçılarından biri olan Melanippos ile karşılaştı. İkisi de çok güçlüydü, kıyasıya çarpıştılar. Melanippos, Tydeus'u karnından yaraladı ama Tydeus pes etmedi, o darbeyle düşmanını alt etmeyi başardı.
İşte tam o sırada, gökyüzünün bilge dostu Athena, yerde can çekişen Tydeus'un yanına geldi. Ona sonsuza dek yaşayacağı, hiç ölmeyeceği bir hediye vermek istedi. Ama tam o sırada, yanlarında bulunan başka bir savaşçı, intikam hırsıyla Melanippos'un başını kesip Tydeus'un önüne attı. Tydeus o anki acı ve öfkeyle ne yaptığını bilemedi, çok yanlış ve pek de güzel olmayan bir şey yaptı.
Gökyüzünün dostu Athena, bu sahneyi görünce çok üzüldü, Tydeus'un içindeki o vahşi öfkeye hayal kırıklığıyla baktı. Çünkü yiğitlik sadece güçle değil, biraz da nezaketle ölçülürdü. Böylece ona vermek istediği o büyük hediyeden vazgeçti. Tydeus, savaş meydanında kahramanca ama bir o kadar da hüzünlü bir şekilde hayata veda etti.
Görüyor musun evlat, bazen en güçlü olanlar bile öfkesine yenik düşebiliyor. Bir damla üzüm suyu gibi tatlı olsa da hayat, bazen biraz acı gerçeklerle dolu işte. Ama sen yine de unutma; gerçek güç, sadece kılıç sallamak değil, en zor anında bile kendi içindeki ışığı koruyabilmektir. Haydi şimdi git ve oyunlarına dal, gökyüzünün dostları seni korusun!
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Sana kahraman diye övülenlerin, aslında nasıl birer satranç taşına dönüştürüldüğünü anlatayım. Şimdi Tydeus'un hikayesine kulak ver, ama duydukların şaşaalı bir zafer türküsü değil, bir çarkın nasıl işlediğinin sessiz çığlığı olsun.
Tydeus, Aitolia Kralı Oineus’un oğluydu. 'Güçlüler' ve krallar, onun öfkesini ve çevikliğini gördüklerinde hemen birer "savaş makinesi" yapmaya karar verdiler. Gençliğinde bir hata yapıp yurdunu terk etmek zorunda kaldığında, Argos kralı Adrastos onu kucakladı. Ama sanma ki bu bir iyilikti; Adrastos, Tydeus’un o hırçın ruhunu kendi hırsları için bir kalkan olarak kullanmak istedi. Onu kendi kızıyla evlendirerek, kendi sistemine zincirledi.
Thebai’ye karşı yedi sefer düzenlendiğinde, Tydeus orada sadece bir piyondu. O, kralların toprak kavgası uğruna harcanan bir nefesti. Melanippos ile karşılaştığında, ikisi de sistemin onlara biçtiği rolleri oynuyordu; birbirlerini parçalamaları beklenen iki avcıydılar. Melanippos onu karnından vurduğunda Tydeus acı içinde can çekişiyordu.
İşte tam o an, sislerin arasından Athena göründü. Ama sakın unutma evlat, Gökyüzü sakinleri bazen sadece kendi oyunlarını kazanmak için merhametliymiş gibi davranırlar. Athena, Tydeus’a ölümsüzlük vermek istediğini söyledi, çünkü onun gücüne hala ihtiyacı vardı. Ama diğerleri, Amphiaraos gibi, oyunun içinde harcanmış olanlar, intikamın zehrini çoktan içmişlerdi. Melanippos'un kesik kafasını Tydeus’a getirdiklerinde, o zaten aklını ve insanlığını sistemin dişlileri arasında kaybetmişti. O vahşi an, bir insanın bir "kahramandan" nasıl bir "canavara" dönüştürüldüğünün, sistemin yarattığı bir yıkımdı.
Athena, Tydeus’un o anki halinden tiksindiğini söyledi ve ölümsüzlük sözünü geri çekti. Sanki o vahşeti yaratan kendisi değilmiş gibi, Tydeus’u kaderine terk etti. Bir parça neşe veren bir kadeh şarabın bile yatıştıramayacağı o acı son, savaş meydanının soğuk toprağında noktalandı. Tydeus, ne bir kralın onuruyla ne de huzurla gitti; o, hırsların, oyunların ve Gökyüzü sakinlerinin kaprislerinin kurbanı oldu.
Şimdi anlıyor musun evlat? Kahraman dedikleri, çoğu zaman başkalarının yazdığı bir senaryoyu kendi kanıyla yazan talihsizlerden başkası değildir.