Thesauros Mythology Turnus

Turnus

Turnus

Rutullerin cesur kralı, Aeneas ile İtalya'nın hakimiyeti uğruna çarpışan, kaderin cilvesiyle bu Troyalı kahramanın kılıcıyla can veren savaşçı.

Rutul kralı Turnus, Aeneas’ın İtalya kıyılarına ayak basmasıyla birlikte, yerleşik düzenin kendi topraklarındaki mutlak egemenliğine yönelik bir tehditle karşı karşıya kalır. Söz konusu çatışma, yalnızca kişisel bir hırsın ya da toprak mülkiyeti kavgasının çok ötesinde, dışarıdan dayatılan otoritenin yerel özerklik üzerindeki baskınlığıyla biçimlenir. Aeneas’ın getirdiği yeni düzen vaadi, Turnus’un temsil ettiği geleneksel hiyerarşiyi tasfiye etmeyi amaçlayan merkezileşmiş bir iradeyi tetikler. Nihayetinde Troyalı kahramanın kılıcı, hem Turnus’un bireysel varlığına hem de boyun eğmeyi reddeden o yerel iradeye son verirken, kurulan her yeni krallığın, aslında bir başkasının özgürlük alanını işgal ederek kendi tahakkümünü inşa etme zorunluluğunu gözler önüne serer.
Silenos
Bak evlat, şöyle otur yanı başıma, zeytin ağacının gölgesi tam da buraya düşüyor. Bugün sana Turnus’u anlatacağım. Hani şu cesur, hani şu biraz fevri, hani şu "benim toprağımda benim sözüm geçer" diye gürleyen Rutullerin kralı.

Eskiden, dünya henüz gençken, Turnus İtalya’nın tozunu toprağını avucunda tutan, genç ve yakışıklı bir hükümdardı. Kılıcı o kadar keskindi ki, etrafındaki herkes ona hayranlık ve biraz da korkuyla bakardı. Tam her şey yolunda derken, ufukta yelkenler belirdi. Gelenler, uzak diyarlardan, yani o meşhur Troya’dan kaçıp gelen yabancılardı. Başlarında da, gökyüzü sakinlerinin göz bebeği olan o meşhur Aeneas vardı.

Şimdi burada bir duralım. Aeneas dediğin adam, sadece bir göçmen değildi; beraberinde koca bir kaderin ağırlığını getirmişti. Turnus için bu, davetsiz bir misafirden fazlasıydı. Hem siyasi bir meseleydi bu, hem de işin içinde gönül meseleleri vardı; Turnus, gönlünü İtalya’nın prensesine kaptırmıştı, Aeneas ise sanki tüm hesapları bozmaya gelmişti.

Bir yanda kendi topraklarının hakimi olduğunu düşünen, gözü kara Turnus; diğer yanda tanrıça annesinin koruyucu kanatları altında geleceği kurmaya çalışan, kaderin yollarından yürüyen Aeneas. İkisi de haklıydı, ikisi de kendi doğruları için toprağa ayak basıyordu. Ancak kaderin ağları örülmüş, zarlar çoktan atılmıştı.

Derler ki, o zamanlar gökyüzü sakinleri bu iki yiğidin kapışmasını bulutların üzerinden zevkle izlemişler. Turnus, kalkanını havaya kaldırıp "Bu topraklar benim!" diye kükrediğinde, Aeneas’ın sakin ama kararlı duruşu karşısında güneşin bile titrediğini söylerler. Ama biliyorsun, insanın kaderi bazen bir kadehteki son yudum gibidir; ne kadar tutmak istesen de, gün gelir biter.

Sonunda olan oldu. İki büyük savaşçı karşı karşıya geldi. Turnus, o meşhur cesaretiyle son bir kez kükredi ama Aeneas’ın kılıcı, kaderin yazgısını tamamlamak üzere harekete geçti. Turnus yere serildiğinde, aslında sadece bir kral değil, eski bir dünyanın inatçı ve mağrur bir rüzgarı da dindi.

Bakma öyle yüzüme evlat; yiğitlik bazen kazanmak değil, sonuna kadar o kılıcı tutabilmektir. Turnus kaybetti belki ama hikayesi, bugün bile İtalya’nın taşlarında yankılanmaya devam ediyor. Hadi şimdi biraz dinlen, belki birazdan sana bu kadar sert olmayan başka hikayeler de anlatırım. Ne de olsa hayat, sadece kılıç şakırtılarından ibaret değil, değil mi?

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme