Thesauros Mythology Trophonios

Trophonios

Trophonios

Yer altı kahini, mimar ve kurban; kardeşi Agamedes ile tapınaklar inşa edip gizemli mağarasında kehanetler fısıldayan talihsiz Trophonios.

Trophonios, mimari dehasını bir iktidar aygıtı olan tapınakların taşlarına mühürleyen, ancak bu yapılar üzerinden kurulan hiyerarşik düzenin soğukluğuna kendi yeraltı mağarasında nihai bir sessizlikle yanıt veren bir figürdür. Agamedes ile birlikte inşa ettiği yapıların kusursuzluğu, aslında muktedirin kibrini tescil eden birer sahne işlevi görürken, o, bu düzenin gölgesinde özgürleşen bir yok oluşu tercih etmiştir; zira yönetilenin kurnazlığı, çoğu zaman efendinin kurduğu sistemin duvarlarını içeriden oyarak ya da o duvarların dışına kaçarak kendini var eder. Yer altına çekilişi, yeryüzündeki hiçbir otoritenin hükmünün geçmediği, kişinin kendi içsel karanlığında kendi yasasını kurduğu, devletsiz ve merkezsiz bir özerklik arayışıdır.
Silenos
Şöyle diz çökün bakalım, ateşin etrafına iyice yaklaşın. Ayaklarınız üşümesin, gece serin; ama yürekleriniz sıcak kalsın. Bugün size, bir zamanlar elleriyle taştan devasa saraylar, gizemli mahzenler ören, ama sonunda kendi yaptığı dehlizlerin karanlığında kaybolup giden Trophonios'tan bahsedeceğim. Hani o Agamedes derler ya, hani şu el ele verip yedi düveli şaşkına çeviren mimar kardeşler... İşte onlar, mimarlığın hem büyüsünü hem de lanetini sırtlarında taşıyan iki ustaydı.

Trophonios, sadece bir yapı ustası değildi; o, taşın dilinden anlayan bir fısıltı avcısıydı. Kardeşi Agamedes ile birlikte, o görkemli tapınakları bir dantel gibi işlediler. Hatta öyle bir hazine dairesi yaptılar ki kralın biri için, duvarın bir taşını öyle gizli bir yöntemle yerleştirdiler ki, sadece kendileri biliyordu oradan içeri sızmayı. Geceleri o hazineye girip paylarına düşeni alırlardı; kral da şaşkındı, kapı kilitli ama altınlar eksiliyor!

Fakat gökyüzü sakinlerinin gözünden hiçbir şey kaçmaz, bunu sakın unutmayın. Agamedes, o gizli taşın içine bir tuzak kurduklarını zannederken, aslında kendi sonuna doğru bir adım attığını fark etmedi. Bir gün bir baskın sırasında Agamedes o tuzağa yakalanıp da yakayı ele verince, Trophonios onu kurtaramayacağını anladı. Kardeşinin başı kesilmesin, sırları ortaya saçılmasın diye onun kafasını gövdesinden ayırdı ve ortadan kayboldu. Kendi eliyle yaptığı o derin, o karanlık toprak altı geçitlerinin birinde yer yarıldı da içine girdi sanki.

İşte o günden sonra Trophonios, artık sadece bir mimar değil, bir bilici, bir yer altı kahini oldu. Derler ki, onun mağarasına girenler bir daha asla aynı insan olarak çıkmazlar. İçeri girerken neşeliysen bile, o derin sessizliğin ve soğuk taşların arasından dönerken yüzünde garip, hüzünlü bir gölge belirir.

Şimdi diyeceksiniz ki, "Silenos, neden o kadar uğraşmış da kendini karanlığa gömmüş?" Eh, bazen çok fazla şey bilmek, insanın kendi sonunu hazırlamasına neden olur evlatlarım. İnsan, sınırlarını bilmediği bir sanatın peşine düşerse, taşların arasında kendine bir yol bulsa bile, gün ışığını unutabiliyor.

Hadi bakalım, şarap testisini bir kenara bırakalım da ateşin közlerini biraz karıştıralım. Dünya koca bir mimari yapı, bizler de içinde gezinen küçük gölgeleriz. Kimimiz saraylar kurar, kimimiz o sarayların gizli yollarında kaybolur. Siz siz olun, kendinizi sadece taşlara değil, güneşin sıcaklığına da emanet edin.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme