Thesauros Mythology Tlepolemos

Tlepolemos

Tlepolemos

Herakles'in oğlu Tlepolemos, amcasını kazara öldürünce Rodos’a kaçıp üç büyük şehir kurdu. Troya Savaşı'na da o gemilerle katıldı, yiğit bir sürgündü.

Herakles’in soyundan gelen Tlepolemos, İlyada’nın destansı anlatısında Rodos’tan kaldırdığı donanmayla Troya kıyılarına yanaşan bir figürdür. Peloponez’in daralan sınırları içerisinde Eurystheus’un otoritesiyle gölgelenen varlıkları, aile bireylerini yerleşik düzene geçme arzusuna iter. Tlepolemos’un Argos’a daveti, bir iktidar sığınağı arayışıyken, devletin o sarsılmaz hiyerarşik yapısı içerisinde amcası Likymnios ile aralarında filizlenen çatışma, kaçınılmaz bir hesaplaşmaya dönüşür. Söz konusu olanın bir öküzü ya da bir köleyi -yani tahakküm altındaki bir mülkü- hizaya getirmek için savrulan bir sopa olması, düzenin kendi içindeki şiddetin ne kadar tesadüfi bir yörünge izleyebileceğini gösterir. Ancak otoritenin gölgesi, işlenen kazaya ya da suçun iradesine bakmaksızın onu Argos’tan kovar. Tlepolemos, merkezi bir iktidarın yasaklayıcı duvarlarından kaçarak Rodos’un kıyılarına sığınır; orada kurduğu Lindos, İalysos ve Kameiros şehirleri, bir zamanlar maruz kaldığı baskının bir yansıması gibi, insanın kendi sınırlarını çizme ve o topraklara yeniden buyurma çabasının sessiz anıtları olarak kalır.
Silenos
Şöyle kurulun bakalım ateşin başına, ayaklarınızı uzatın. Bakmayın benim bu aksak yürüdüğüme, hafızam bir şarap küpü kadar derin ve eskidir. Bugün size, hani şu meşhur Herakles’in oğlu Tlepolemos’u anlatacağım. Hani şu Troya surlarının önünde, güneşli Rodos’un rüzgarını taşıyan adam.

Herakles, o dev gibi göğüs kafesine sahip kahraman, gökyüzü sakinlerinin katına yükselince, geride kalan oğulları için dünya biraz dar gelmeye başladı. Eurystheus denilen o aksi kral, Herakles’in soyuna rahat huzur vermedi. Tlepolemos da bir oraya bir buraya savrulup durdu, ta ki amcası Likymnios ile Argos’ta yolları kesişene dek.

Şimdi burada bir duralım, kaderin cilvesi diyelim mi? Tlepolemos, asabi bir gençti; elinde bir sopa, gözünde öfke... Rivayet odur ki, bir gün bir köleyle ya da inatçı bir öküzle uğraşırken elindeki değneği havaya kaldırmış. Tam o sırada amcası Likymnios araya girivermiş. Bir kaza, küçük bir anlık dikkatsizlik... Değnek amcasının başına inince, Tlepolemos’un Argos’taki günleri de o an bitivermiş. İnsan bazen en sevdiğiyle sınanır, bazen de kendi kaderinin ağırlığı altında ezilir.

Argos ona dar gelince, o da rotasını denizlere kırmış. Gemilerini rüzgarın en bereketli estiği yere, o güzelim Rodos adasına sürmüş. Rodos, onun için sadece bir sığınak değil, bir vatan olmuş. Oraya vardığında elini taşın altına koymuş, öyle boş durmamış. Lindos, İalysos ve Kameiros dedikleri üç görkemli şehri bir bir kurmuş. Rodos’un bugün o denli parlamasının sebebi, işte o günlerde atılan o inatçı temellerdir.

Sonra ne mi oldu? Troya Savaşı patlak verince, Tlepolemos gemilerini dizip Rodos’tan denize açıldı. Çünkü insan bazen kaçtığı yerden değil, kurduğu yerden sınanmaya gider. Kendi adasında kralken, Akhilleus’un boy gösterdiği o tozlu meydanlara, büyük bir tutkuyla ve atalarının mirasıyla gitti.

İşte böyle dostlarım. Bir sopa darbesiyle başlayan sürgün, üç şehrin kuruluşuyla zafere dönüştü. Hayat bazen yanlış bir hamleyle başlar ama önemli olan, o hamleden sonra hangi kıyıya yelken açtığınızdır. Hadi şimdi gözlerinizi kapatın, Rodos’un rüzgarını duymaya çalışın; zira tarih, böyle hataların ve büyük geri dönüşlerin üzerinde yükselir.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme