Thesauros Mythology Titanomakhia

Titanomakhia

Titanomakhia

Tanrıların mutlak egemenliği için Titanlara karşı verilen, kozmik düzeni belirleyen o kadim ve görkemli devler savaşıdır.

Göklerin efendilerine boyun eğmeyen kadim güçlerin, kendi varlıklarını mutlak otoritenin hiyerarşik düzenine karşı savunma çabasıdır Titanomakhia. Gökyüzü tahtının zorba sahipleri ile özgürlüğün kaotik kökenleri arasındaki bu çatışma, aslında tek bir merkezden yönetilmek istenen evrenin, kendi doğasına dönme ve dayatılan disiplini reddetme arzusunun çarpışmasıdır. Olympos’un tahakkümcü düzeni, hükmetme arzusunu meşrulaştıran bir kozmos vaat ederken; Titanlar, tarihin tozlu sayfalarına hapsedilmeye çalışılan, başkaldırının ve dizginlenemez olanın sembolü olarak kalmıştır. Akhilleus’un öfkesinde ya da Hekabe’nin acısında yankılanan o kadim keder, aslında bu ilk yenilginin tortusudur; zira Kirke’nin yabani iradesi dahi, tepeden inen bu ilahi nizamın gölgesinde, ancak kendi ıssız sınırlarında nefes alabilir.
Silenos
Bir zamanlar, henüz dünya şimdiki gibi dingin değilken, gökyüzünün tavanı çatırdayacak gibiymiş. Bir tarafta, devasa cüsseleriyle dağları yerinden oynatan, kaşları çatık Titanlar; diğer tarafta ise şimşekleri ellerinde birer meşale gibi tutan, gencecik ama hırslı tanrılar ve tanrıçalar.

Hadi, gel biraz daha yaklaş ateşin yanına da anlatayım; buna "Titanomakhia" derler, yani büyüklerin büyük hesaplaşması.

Eski topraklar, Kronos’un hüküm sürdüğü o yıllarda her şey bir karmaşaydı. Kronos, kendi soyundan gelenlerin yerini almasından öylesine korkuyordu ki, huzuru elinde tutmak için elinden geleni ardına koymuyordu. Ama biliyorsun, nehir her zaman akacak bir yol bulur. Zeus ve kardeşleri, Olimpos’un yüksek zirvelerine tırmanıp, gökyüzünün eski sahiplerine "Artık bayrağı devretme vakti" dediklerinde, yer yerinden oynadı.

Kaya parçaları gökyüzünde birer mermi gibi uçuşuyordu. Hani çocukken bahçede çamurla oynarsınız ya, işte Titanlar da koca dağları söküp fırlatırken öyle savuruyorlardı dünyayı. Bir yanda Hades’in karanlık stratejileri, diğer yanda Poseidon’un azgın dalgaları; Zeus ise elinde gürleyen şimşekleriyle tam tepede bir orkestra şefi gibi savaşı yönetiyordu.

Bu savaşta sadece kas gücü yoktu evlat, inat da vardı. Titanlar, "Biz buranın kadim sahipleriyiz" diye kükrüyor; tanrılar ise, "Gelecek bizim ellerimizde şekillenecek" diye cevap veriyordu. Öyle şiddetli bir gürültüydü ki bu, yeryüzündeki tüm hayvanlar yuvalarına saklanmış, denizdeki canlılar bile suyun en derin kuytularına çekilmişti.

Sonunda, Zeus ve onun o cesur yoldaşları; sadece kaba kuvvetle değil, stratejiyle, birlikle ve biraz da "gökyüzü sakinlerinin" akıl oyunlarıyla Titanları yendiler. Yenilenler, Tartaros’un o uçsuz bucaksız derinliklerine gönderildi.

Biliyorum, "Neden bu kadar çok gürültü yaptılar?" diye soracaksın. İnsan bazen neyin kendisine ait olduğunu ancak onu kaybetme korkusu yaşayınca anlıyor. O kargaşa dindiğinde, Olimpos artık yeni sahiplerine kalmıştı. Dünya daha düzenli, mevsimler daha bir kararlı, denizler daha bir sakinleşti.

Savaşın izleri hala durur; hani bazen dağlarda tuhaf şekilli kayalar görürsünüz ya, işte onlar o günden kalma, bir devin elinden düşürdüğü ya da üzerine fırlattığı taşlardır. Şimdi anlıyor musun neden bazen gök gürleyince kulaklarımızı kapatıp, "Zeus yine kılıcını bileyip şimşeğini mi gösteriyor acaba?" diye şakalaşırız?

Hadi, şimdi doldur bardağını ama dökmeden ha! Eski hikayeler uykuyu getirir, gözlerine de biraz dinlenme yakışır. Yarın güneş doğduğunda, dağların eteklerine bak; belki bir devin ayak izini görürsün, kim bilir?

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme