Bak evlat, kulaklarını iyice aç da sana kralların saraylarında saklanan o karanlık ama bir o kadar da ders dolu hikayeyi anlatayım. Şöyle yanıma sokul, şarabın bittiği yerde masal başlar derler, biz de azıcık demlenmiş bir zihinle hatırlayalım şu Atreus ve Thyestes kardeşlerin bitmek bilmeyen kavgasını.
Biliyorsun, gökyüzü sakinleri bazen insanlara akıl fikir verir ama bazıları da hırslarına yenik düşüp kendi kuyusunu kendi kazar. İşte Thyestes ve kardeşi Atreus da tam böyleydi. Thyestes, hırsına o kadar kapılmıştı ki, kardeşinin tahtında gözü vardı. Bir krallık düşün, iki kardeşin paylaşamadığı bir altın koltuk... İnsan, hırsına yenik düşünce gözü hiçbir şeyi görmez oluyor evlat, tıpkı balı çalıp da arıların gazabını unutan bir ayı gibi.
Thyestes, o altın kuzu postunu ele geçirmek için elinden geleni yaptı. Atreus ise, tanrıların bile bazen şaşkınlıkla izlediği o korkunç planı devreye soktu. İntikam dediğin şey, bazen ödeyenin kalbini de küle çeviren bir ateştir. Atreus, kardeşini cezalandırmak için öyle bir yol seçti ki, bugün bile Olympos’un doruklarında yankılansa Zeus'un kaşlarını çattırır. Kendi öz yeğenlerini, kendi eliyle kardeşine bir şölen sofrasında sundu.
Düşünsene, Thyestes o sofraya oturup "nihayet barıştık" diye sevinirken, aslında kendi soyunun bir parçasını yediğini bilmiyordu. Ne acı, değil mi? Ama bu hırslı adamın serüveni burada bitmedi. Thyestes, bu felaketten sonra hayatta kaldı, hatta Aigisthos adında bir evlat sahibi oldu. Bu çocuk, babasının intikamını almak için yıllar sonra sahneye çıkacak olan o meşhur figürdür. Kısacası Thyestes, hırsın, ihanetin ve sonu gelmez bir kan davasının merkezindeki o yaşlı, talihsiz kraldır.
Şimdi söyle bakalım; bir altın koltuk için değer miydi bunca acıya, bunca karanlığa? İnsan, elindekinin kıymetini bilmeyip hep daha fazlasını isteyince, sonunda elindekini de kaybediyor. Atreus ve Thyestes’in hikayesi, bize kralların bile aslında ne kadar zavallı olabileceğini gösteren bir masal gibi. Şimdi uykun geldiyse git dinlen, zira yarın güneş doğduğunda, hırsın değil, doğruluğun ışığında uyanmak en güzeli olacak.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, kulaklarını iyice aç; zira sana masalların o yaldızlı perdelerinin arkasında, sarayların soğuk taşlarına sinmiş fısıltıları anlatacağım. Yetişkinlerin "kader" diyerek üzerini örttüğü, kralların ise kendi hırslarıyla kirlettiği o karanlık hikayelerden biridir Thyestes’inki.
Senin "soylu bir kral" veya "kurban" olarak duyduğun o adam, aslında sadece iki kardeşin bitmek bilmeyen iktidar açlığının arasında ezilen bir ruhtu. Atreus ve Thyestes... İkisi de aynı tahtın soğuk cazibesine kapılmış, birbirlerine o kadar çok benzemişlerdi ki, sonunda sadece nefretin farklı tonlarına dönüştüler. Oysa iktidar, küçük dostum, bir zehirli sarmaşık gibidir; sarıldığı ağacı sadece yukarı çekmez, yavaş yavaş boğar.
Thyestes, kardeşi Atreus’un oyununa geldiğinde, masal anlatıcıları sana bunun bir "ilahi ceza" olduğunu söyleyecektir. Sakın inanma. Bu bir ceza değil, güç sahiplerinin kendi krallıklarını korumak adına insani olan her şeyi nasıl kurban edebileceklerinin kanıtıdır. Atreus, kardeşine acı çektirmek için masumiyeti nasıl da bir silah gibi kullandı... Görkemli sofraların ardında yatan o dehşeti, sanki bir sanat eseriymiş gibi süsleyenler, aslında sadece kendi vicdanlarının korkaklığına kılıf arıyorlar.
Ve sonra Aigisthos gelir. O, bir sistemin yarattığı kırık bir aynadır. Babasının intikamını almak için doğan, başkalarının kurduğu satranç tahtasında bir piyon olmaya zorlanan bir çocuk... O da tıpkı diğerleri gibi, aslında sistemin dişlileri arasında ezilen, kendi yolunu çizmesine izin verilmemiş bir gölgeydi. Sessizlerin çığlığı, o sarayın koridorlarında yankılanırken, kraliyetin o şatafatlı kadehleri aslında sadece kan ve yalanla doluydu.
Sevgili evladım, bazen elinde ince bir kadeh şarapla oturur, doğanın neşesine dalarım; çünkü biliyorum ki, toprak insanoğlunun o bitmek bilmeyen "ben yöneteyim, ben sahip olayım" hırsından çok daha bilge. Thyestes’in hikayesinde araman gereken şey, kimin haklı olduğu değil; bu oyunun içinde, kurban edilenlerin nasıl kendi cellatlarına dönüştürüldüğüdür.
Şimdi uyu ve unutma: Tarih, kazananların yazdığı bir roman değil, kaybedenlerin fısıltılarından oluşan bir ormandır. Ağaçların arasından geçebilmek için, kralların taçlarının aslında ne kadar ağır olduğunu bilmen yeterli.