Şöyle yakala elindekini, biraz daha yanaş ateşe evlat. Bak, gölgeler dans ediyor ya hani; işte o gölgelerin arasından süzülüp gelen, nehirlerin uğultusunda, dağların derin sessizliğinde saklanan gizli bir güruhtan bahsedeceğim sana. Thyades... Duydun mu hiç bu ismi? Bir zamanlar ormanın derinliklerinde, okyanusun ötesinde yankılanan o çılgın kahkahaların sahipleri onlar.
Thyades denilince akla öyle evinde oturup yün eğiren hanımlar gelmesin. Onlar, Dionysos’un çağrısını duyan, ruhları gökyüzü sakinlerinin en asi enerjisiyle dolup taşan kadınlardır. Hani bazen içinizde durdurulamaz bir neşe, bir koşma isteği olur ya; işte o duygunun vücut bulmuş, doğa anayla bütünleşmiş halidir Thyades.
Dionysos, o üzüm salkımlarının efendisi, elindeki asayı yere vurduğunda dünya değişmeye başlar. Thyades de işte o an sahneye çıkar. Onlar için şehirlerin taş duvarları, kuralların soğukluğu birer hapishanedir. Dionysos’un çağrısı kulaklarına ulaştığı an, üzerlerindeki ağır kıyafetleri bırakır, ceylan postlarına bürünürler. Ay ışığı onların rehberidir; ormanlar, vadiler, sarp yamaçlar... Hepsi birer oyun alanına dönüşür.
Elinizde bir asa hayal edin; ucunda çam kozalağı olan bir asa. Thyades işte o asayla gezer. Dağlarda, vadilerde öyle bir dans ederler ki, yer yerinden oynar sanırsın. Ama bu bir savaş değil, bu bir özgürleşme ritüelidir. Onlar doğanın o vahşi, o dizginlenemez tarafını temsil ederler. Tanrıların bile bazen hayranlıkla, biraz da çekinerek izlediği o enerjiyi taşırlar içlerinde.
Bazen insanlar sorar, "Neden bu kadar uzaklara, o karanlık dağlara giderler?" diye. Bilmezler ki, insan kendi içine, en derin köşelerine ancak şehrin gürültüsünden uzaklaştığında, doğanın o kadim ritmine kendini bıraktığında ulaşabilir. Thyades işte o ritmi bulanlardır. Şarap kadehinin kenarındaki o ince sızıntı gibi, yaşamın damarlarında dolanan neşeyi ve tutkuyu ararlar.
Elbette, her masalın bir uyarısı olur. Thyades ile karşılaşanlar şaşkına döner, çünkü onlar dünyevi kaygıları çoktan bir kenara bırakmışlardır. Eğer bir gün ormanda, ağaçların arasından gelen o ritmik vuruşları, bir kadının kahkahasının kuş seslerine karıştığını duyarsan, sakın korkma. Sadece dur ve izle. Çünkü o an, gökyüzü sakinlerinin yeryüzündeki gölgesiyle burun burunasındır.
Unutma evlat, bazen en bilgece olan şey, dünyanın tüm yükünü bir kenara bırakıp, tıpkı Thyades gibi o çılgın dansa, o yaşam coşkusuna bir anlığına da olsa katılabilmektir. Hayat, sadece kurallardan ibaret değil; biraz da dağ başındaki o baş döndürücü rüzgardan pay almaktır. Hadi şimdi, şu ateşi biraz daha körükle de anlatacaklarım bitmesin.
Silenos’un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak küçük yolcu, masallarda sana anlatılan o parıltılı krallar ve kusursuz tanrıların ardında, aslında kimsenin fısıldamaya cesaret edemediği tozlu bir sır saklıdır. Şimdi sana, Dionysos’un neşeli ama bir o kadar da hırçın yolculuğunda iz bırakan o kadınlardan, yani Thyades’ten bahsedeceğim. Kadehime damlayan şu bir damla şarabın neşesi kadar gerçektir anlattıklarım.
Herkes onları sadece ormanlarda çılgınca dans eden, kontrolünü kaybetmiş kadınlar olarak görür, değil mi evladım? Oysa saraylardaki o katı kurallar, o boğucu "terbiye" maskeleri ve kralların "her şey benim düzenim için" diyen kibirli emirleri yok mu... İşte Thyades, o düzenin çatlaklarından sızan birer isyandı. Onlar, kralların buyruklarına göre değil, kendi ruhlarının rüzgarına göre hareket etmeyi seçenlerdi.
Güç sahipleri, Pentheus gibileri, anlamadıkları her şeye "kargaşa" dediler. Bir kadının, o ağır saray duvarlarının dışında, kendi içindeki o vahşi ve özgür doğayı bulup çıkarmasından korktular. Pentheus, o toy ve kaskatı kral, kendi otoritesini korumak için Thyades’in neşesini zincirlemek istedi. Oysa özgürlük, bir saray duvarıyla çevrelenebilecek bir şey değildir.
Dinle güzel yavrum; bazen hayatın içinde, senin de etrafındaki bazı "büyükler" sana nasıl durman, nasıl oturman ve neye inanman gerektiğini söyleyecektir. Thyades ise bize şunu öğretti: Doğanın ve kendi hakikatinin sesi, hiçbir kralın fermanından daha az önemli değildir. Onların o meşhur dansı bir kaos değil, aslında dayatılan sistemin soğukluğuna karşı yakılmış bir başkaldırı ateşiydi.
O günlerde yaşanan o üzücü son, aslında hırsın ve kibrin kendi kendini nasıl yok ettiğinin bir nişanesidir. Şiddet, asla bir çözüm değildir; o sadece, kendi gücünü elinde tutamayanların çaresiz bir haykırışıdır. Thyades'in hikayesi, senin de kendi sesini, o gürültülü kalabalıkların arasında kaybetmemen için anlatılır.
Unutma evlat, bazen bir ormanda çıplak ayakla toprağa basmak, altın tahtlarda oturup başkalarına emir vermekten çok daha soylu bir eylemdir. Sorgula, düşün ve en önemlisi; kendi ritmini kendin bul. Krallar gelir geçer, ama ruhun özgürlüğü bakidir.