Bak evlat, şöyle ateşin başına biraz yaklaş. Dizlerim biraz sızlıyor ama senin gibi meraklı bir çift göz görünce insanın içine neşe doluyor. Gel, sana Thespios’u anlatayım. Hani şu sarayının kapıları her daim yiğitlere açık, gönlü bol kraldan bahsediyorum.
Thespios, aslında köklü bir soydan gelir; Atina kralı Erekhteus’un oğludur. Ama biliyorsun, bazen insanın içinde yeni yerler görme arzusu uyanır ya, o da öyle yaptı. Atina’nın o kalabalık tozunu toprağını arkasında bıraktı ve Boiotia topraklarına uzandı. Orada, kendi adıyla anılacak, o meşhur Thespiai şehrini kurdu. Surları sağlam, şarabı ferah, huzuru yerindeydi.
Ama asıl hikaye, o gün sarayının kapısını çalan dev cüsseli, genç bir delikanlıyla başladı. Bu delikanlı, gökyüzü sakinlerinin göz bebeği Herakles’ten başkası değildi. Henüz on sekizindeydi, daha sakalları bile tam çıkmamıştı ama omuzlarında bir dağ taşıyacak kadar güç vardı. Herakles, Kithairon Dağı’nda dehşet saçan o korkunç aslanın peşindeydi. Thespios, karşısındaki gencin ışığını hemen fark etti. "Bu çocuk," dedi içinden, "bu çocuk sadece bir aslanı değil, dünyayı değiştirecek."
Kral Thespios, misafirperverlikte sınır tanımazdı. Herakles’in o eşsiz gücünün, o soylu kanın boşa gitmemesi, belki de yeni bir nesle miras kalması gerektiğini düşündü. Ne yapsa diye düşündü, sonunda aklına parlak bir fikir geldi. Sarayındaki elli güzel kızının her birini, sırayla o gece misafiriyle bir araya getirdi. Herakles, aslanla boğuşmaya gitmeden önce, Thespios’un sarayında krallara layık bir ağırlama gördü.
İşin garip yanı ne biliyor musun? Thespios, kızlarının her birinin Herakles gibi bir kahramanın hatırasını taşımasını isterken aslında ölümsüzlüğü kovalıyordu. Herakles gitti, aslanı alt etti, efsane oldu ama Thespios’un o sarayı, o elli kızın hikayesiyle bugün bile hafızalarda.
İnsan ömrü kısadır evlat, bir kadeh dolusu neşe gibi gelip geçer. Ama geride bıraktığın izler, özellikle de o izler bir kahramanın elinden çıkmışsa, dünya döndükçe silinmez. Şimdi söyle bakalım, sen büyüyünce hangi aslanın peşinden gideceksin?
Bak minik yolcu, masalların tozlu raflarında anlatılmayan, büyüklerin ise duymaktan korktuğu bir sır var. Kadehimdeki şarabın tortusu kadar eski, ama bir o kadar da taze bir hakikat bu. Gel, yanıma otur da sana Thespios’un o "görkemiyle" örtülen asıl yüzünü fısıldayayım.
Silenos’un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, sana hep o kralların, o soylu isimlerin nasıl da kahraman olduklarını anlattılar değil mi? Thespios dedikleri adam, hani şu Attika’dan gelip Thespiai şehrini kuran, sözde büyük bir lider... Kendi adına bir şehir diktiğinde, o duvarların sadece taşla değil, sessiz bırakılmış insanların çaresizliğiyle örüldüğünü görmezden geldiler.
Bir gün kapısına Herakles geldi; hani o herkesin "kurtarıcı" diye göklere çıkardığı, ama aslında kendi öfkesinin esiri olan yiğit. Thespios onu bir konuk gibi ağırladı ama zihninde başka bir hesap vardı. O, elli kızını, sanki birer tapınak sunusuymuş gibi, kendi gücünü perçinlemek ve o "yüce" savaşçının soyunu kendi hanesine eklemlemek için birer araç gibi kullandı. Söyle bana küçük dostum, hangi baba kızlarını bir siyasi pazarlığın, bir güç denkleminin parçası haline getirebilir? O kızların rızası, hayalleri ya da korkuları, Thespios’un "büyük kral" olma hırsının yanında toz tanesi bile değildi.
Hekabe de, Medousa da, Patroklos da bu düzenin çarklarında ezilenlerdi. Thespios’un kızları da farklı değildi; onlar da sistemin, kralların ve "kahramanların" kendi iktidarlarını onaylatmak için kullandığı sessiz gölgelerdi. Herkes Herakles'in o aslanı nasıl boğduğunu konuşur, ama kimse o gece saray odalarında kimlerin kendi benliğini kaybettiğini sormaz. Gerçek, genellikle en görkemli sarayların zemin katındaki karanlıkta saklıdır.
Şimdi anlıyor musun ey genç zihin? Güç, bazen en nazik görünen ellerle bile insanı bir eşyaya dönüştürebilir. Krallar, kendi krallıklarını kurarken aslında kendi insanlıklarını yıkarlar. Sen sen ol; kime "kahraman" diyeceğine, o "kahramanın" arkasında bıraktığı kırık kalplere bakarak karar ver. Çünkü tarih, kazananların yazdığı bir masal değil, kaybedenlerin fısıltısıdır.
Hadi şimdi uyu, ama unutma: Gerçekler, onları görmezden gelenlerin gözlerine bakarken hiç utanmazlar.