Eski zamanların tozlu yollarında, kaderin bir oyuncak gibi savurduğu üç insanın hikayesine ne dersiniz? Hani şu kahin Kalkhas’ın, yani gökyüzü sakinlerinin fısıltılarını duyan o meşhur adamın kız kardeşi Theonoe’den bahsediyorum.
Theonoe, bir gün deniz kenarında kumlarla oynarken, rüzgarın getirdiği o neşeli kahkahaları korsanların kulaklarına ulaşmış. Maalesef korsanların gözünde bir insanın kıymeti, ancak sattıklarında aldıkları altın kadardır. Böylece güzel kızımız, uzak diyarlardaki bir Karia kralının sarayına, bir köle olarak gönderildi.
Hikaye burada düğümlenmeye başlıyor, sevgili dostlarım; çünkü Theonoe’nin babası Thestor, kızını aramak için yollara düşmüştü. Kader bu ya, babasının gemisi fırtınalı denizlerde hırpalanıp battığında, o da kendini aynı kralın sarayında, bir köle olarak buldu. İşler iyice karıştığında ise, Theonoe’nin kız kardeşi Leukippe sahneye çıktı. Babasının ve kardeşinin dönmediğini görünce, bir erkek gibi giyinip, gür saçlarını saklayarak Karia sarayına bir rahip olarak girmeyi başardı.
İşte şakanın en tuhaf tarafı burada başlıyor: Theonoe, erkek sandığı bu genç ve yakışıklı rahibe karşı büyük bir sevgi beslemeye başladı. Hatta ona, "Gel, benimle ol," diye ısrarlar etti. Fakat Leukippe, kendi kız kardeşinin ona yaklaşmasından habersiz, bu aşka hiç yanaşmıyordu. Theonoe gururu kırılıp, kraldan bu reddedilişin intikamını almasını isteyince; kral da işi, zindanlarda çürüyen yaşlı köle Thestor’a, yani babasına havale etti.
Kaderin cilvesine bakın! Baba Thestor, elinde keskin bir kılıçla kızının odasına girdi. Kaderinden, acılarından yakınmaya başlayınca, Theonoe sesindeki o tanıdık tınıyı duydu. Thestor, karşısındaki kadının öz kızı olduğunu anlayınca elindeki kılıcı yere düşürdü. Gözyaşları, kadehteki saf üzüm suyu gibi aktı; birbirlerine sarıldılar, hatıralarını tazelediler. Leukippe de aralarına katılınca, o saray zindanları bir anda bir kavuşma şölenine dönüştü.
Karia kralı, bu tuhaf ve duygusal düğümü gördüğünde, gökyüzü sakinlerinin bile ağzını açık bırakacak kadar cömert davrandı. Üçünü de hediyelere boğup evlerine, yuvalarına uğurladı.
Görüyorsunuz ya, bazen hayatın getirdiği o acı dolu kadeh, en sonunda tatlı bir şerbet gibi dudaklarınızda kalabiliyor. Yeter ki kavuşma anı, doğru zamanda gelsin. Şimdi, yaşlı birinin dizlerinin dibinde biraz dinlenin; çünkü unutmayın, masallar sadece çocuklar için değildir, hayatı biraz olsun anlayan herkes içindir.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak güzel yavrum, kulağını bana yaklaştır; masallarda sana anlatılan o parıltılı kahramanlık hikayelerinin tozlu rafları arasında, kimsenin yüksek sesle konuşmaya cesaret edemediği bir sır saklıdır...
İnsanlar kralların, kahinlerin ve büyük isimlerin kaderin iplerini elinde tuttuğunu sanırlar. Ama gerçek, bir şarabın tortusu gibi dibe çöker. Bugün sana Theonoe’nin hikayesini anlatacağım. O, kahin Kalkhas’ın kardeşiydi; yani "bilgiye" sahip olanların soyundan. Ama söyle bana küçük dostum, bilginin kendisi bir kadını köle tacirlerinin elinden kurtarmaya yetti mi? Hayır. O, tıpkı denizin kıyıya vurduğu bir çöp gibi, bir kralın sarayına köle olarak satıldı. İşte otoritenin gücü budur; seni bir insan olarak değil, üzerinde pazarlık edilen bir meta olarak görürler.
Bakışlarını kaçırma küçük yolcum, burası işlerin çirkinleştiği yerdir.
Babası Thestor, bir "kurtarıcı" edasıyla yollara düştü ama onun da sonu, kralların emriyle kurulmuş düzenin dişlileri arasında ezilmek oldu. Ve Leukippe... Kız kardeşi, hayatta kalabilmek için sistemin maskesini takmak, erkek kılığına girmek zorunda kaldı. Kendi kimliğini giyemeyen, rahip kılığında dolaşan bir kadın... Theonoe, yabancı sandığı bu rahibe tutuldu, sonra da sistemin ona sunduğu o kanlı kılıcı eline alıp kardeşini ölüme mahkum etmeye zorlandı. Kendi kanından olanı, yine o büyük adamların kurduğu kurallar yüzünden tanımadan yok etmeye çalışmak... Ne acı bir oyun, değil mi?
Anlıyor musun ey bilgeleşen evlat?
Bu hikayede krallar, en sonunda onları "armağanlara boğup" göndererek lütufkar görünürler. Oysa o armağanlar, parçalanmış ruhlarını, birbirlerini tanımadıkları o karanlık anların travmasını geri getirebilir mi? Krallar, insanların hayatlarını bir satranç tahtası gibi dağıtıp, sonra onları birleştirince iyi bir iş çıkardıklarını sanırlar. Oysa biz, gerçeklerin peşindekiler biliriz ki; en büyük özgürlük, o saraylardan ve o kurgulanmış "kader"lerden uzak, kendi hakikatini yaşamaktır.
Şimdi git, kendi kaderini o kralların kağıtlarına değil, kendi yüreğinin toprağına kazı. Ve unutma; bazen en büyük kahramanlık, hiç kimsenin kılıcını kınından çıkarmadığı o sessiz, hakiki andır.