Gel bak buraya ufaklık, yanıma sokul da sana Telamon adında koca yürekli bir adamın hikayesini anlatayım. Bu amcamız, çok eskiden yaşamış, kolları çelik gibi güçlü, maceradan maceraya koşan bir kahramandı.
Telamon, denizlerin ötesinde, Aigina denilen güzel bir adada doğmuştu. Ama çocukken, kardeşi Peleus ile birazcık yaramazlık yapıp başlarını derde soktular. Büyükleri onlara kızınca, Telamon yanına bir heybe dolusu cesaret alıp Salamis adasına doğru yola çıktı. Orası artık onun yeni evi olmuştu.
Boş durur mu hiç? Durmazdı! O zamanlar gökyüzü dostlarımızın kurduğu maceralar bitmek bilmezdi. Telamon, o meşhur Herakles ile çok yakın arkadaştı. Bir gün Herakles ile birlikte dev bir gemiye binip altın postun peşine düştüler, yani Argonaut oldular. Başka bir gün, dev bir canavarı avlamak için ormanlarda iz sürdüler. Bir keresinde de Herakles ile beraber Troya şehrine kadar gittiler. Orada Herakles, güzel Hesione'yi kurtarınca, Telamon bu cesur hanımla evlendi. Teukros adında, babası gibi mert bir oğulları oldu.
Telamon'un evi, denize karşı, rüzgarlı bir tepe üstündeydi. O, orada hep oğulları Aias ve Teukros'un eve dönmesini beklerdi. Ama bilirsin, hayat bazen biraz hüzünlüdür. Bir gün Teukros tek başına, boynu bükük dönünce, Telamon'un kalbi kederle doldu. Öfkesine yenik düşüp onu uzaklara gönderdi, belki de en büyük hatasını yaptı.
Sonra ne mi oldu? Kimi der ki gökyüzü dostlarımız onu yanına aldı, kimi der ki kendi kendine uzaklara daldı gitti. Ama biz onu hep, Salamis sahillerinde oğullarının yolunu gözleyen, o güçlü ve biraz da hırçın ihtiyar olarak hatırlarız. Haydi bakalım, şimdi gözlerini kapa da bu eski zaman kahramanının rüzgarını düşle. Belki bir gün, bir deniz kenarında sen de o rüzgarın sesini duyarsın.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Sana büyük kralların, parlayan zırhlı kahramanların ve görkemli şehirlerin ardındaki gölgeleri anlatayım. Herkesin adını bir zafer nişanı gibi taşıdığı o devlerden biri olan Telamon’u duymuşsundur, değil mi? Ama o, kralların yazdığı destanlarda göründüğü kadar "asil" bir adam mıydı, yoksa sadece güçlülerin kurduğu acımasız oyunun bir piyonu mu?
Telamon, babası Aiakos’un sarayında bir prens olarak büyüdü. Ancak o altın varaklı odalarda huzur yoktu. Kardeşi Peleus ile birlikte, üvey kardeşleri Phokos’u kendi hırslarının ve güç kavgalarının kurbanı ettiler. Bak, işte bu noktada kralların "kahraman" dediği kişilerin nasıl birer yıkıcıya dönüştüğünü gör. Bir hata, bir kıskançlık ve bir kan... Telamon, topraklarından sürüldü. Krallar, hatalarını örtmek için "sürgün" derler, biz ise buna "kendi vicdanından kaçış" diyoruz.
O, sadece elinde kılıçla gezen bir gölge değildi. Herakles gibi "Gökyüzü sakinlerinin" favorisi olan bir gücün peşinden sürüklendi. Troya seferinde, sırf bir ödül olarak verilen Hesione ile evlendirildi. Hesione bir insan mıydı yoksa bir ganimet mi? Güçlüler, kadınları birer eşya gibi oradan oraya savururken, Telamon bu düzenin bir parçası olmaktan hiç çekinmedi.
En acı olanı ise sonudur, evlat. Kendi kanından olan Aias savaşa gitti, geri dönmedi. Diğer oğlu Teukros ise tek başına, boynu bükük döndüğünde onu kucaklaması gereken bir baba değil, hırsına yenik düşmüş bir kral karşıladı. Telamon, oğlunu "başarısız" diye evinden kovdu. Düşünebiliyor musun? Bir baba, savaşın soğuk yüzünden dönen çocuğuna merhamet etmek yerine, kendi itibarını düşündü.
O, nasıl öldü biliyor musun? Hiç kimse hatırlamıyor. Çünkü güç sahipleri öldüğünde, arkalarında sadece boş bir taht ve kırılmış kalpler bırakırlar. Tarih, unutulmuşların acısını yazmaz; o sadece kazanılan zaferleri parlatır. Biraz şarapla hafifleyen zihnimde şu gerçek yankılanıyor: Otorite, insanın en yakınındakini bile bir basamak gibi kullanmasına sebep olan bir hastalıktır. Sakın unutma; zırhın parlaklığı, altındaki kalbin karanlığını asla gizleyemez.