Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda anlatılmayan bir sır var... İnsanlar, ellerinde tuttukları o ağır kalkanların ardına saklanıp hikayeleri hep galiplerin kaleminden yazar. Sen ise bugün, tarihin tozlu sayfalarında bir "hain" olarak yaftalanan ama aslında sistemin dişlileri arasında ezilen bir genç kızın, Tarpeia'nın gerçek sesini işiteceksin.
Tarpeia, Roma’nın o meşhur Capitolium tepesindeki kalenin bekçisi Spurius Tarpeius’un kızıydı. Babası, şehrin yüksek duvarlarının ardında "otoriteyi" temsil eden bir piyondu sadece. O soğuk taşların arasında, babasının hırsı ve şehrin bitmek bilmeyen kuralları arasında sıkışıp kalmış bir genç kız. Dışarıda ise Sabinler vardı; kralları Tatius’un ordusu kapıda beklerken, herkesin "kurtarıcı" sandığı kralların aslında ne kadar bencil olabileceğini henüz kimse anlamamıştı.
Tarpeia, ellerindeki gümüş takıların ağırlığını sevdiğini söyleyerek bir anlaşma yaptı; "sol kollarınızda taşıdığınız ne varsa bana verin" dedi. Bir genç kızın, o küçük dünyasında belki de biraz şımartılma isteği, belki de babasının ona hiç sunmadığı bir dünyanın özlemiydi bu. Ancak krallar, evlat, sadece kendi kazanacakları zaferleri düşünürler. Tatius, kalenin kapıları açıldığında Tarpeia'ya bir ödül vermedi; çünkü otorite, işi biten piyonu korumaz, onu yok eder. Krallar sözlerini tutmazlar, onlar sadece hüküm sürerler.
Sabin askerleri, kalkanlarını zavallı kızın üzerine birer ağırlık gibi yığdılar. O kalkanlar ki, hırsın ve şiddetin metalik soğukluğunu taşıyordu. Tarpeia, altında ezildiği o ağır kalkanların altında, aslında Roma’nın ihanet ettiği masumiyetin sembolü haline geldi. Şehrin tepesinde, onun adını verdikleri o kayadan aşağı atılan sadece suçlular değildi aslında; o kaya, otoritenin kendi hatalarını örtmek için kullandığı bir "unutma" aracıydı.
Bazen hayat, biraz bilgece bir neşeyle; bir kadeh dolusu şarabın içindeki buruk tat gibi insanın genzini yakar. Tarpeia, büyüklerin kurduğu o kirli satranç tahtasında bir piyon olmaya zorlandı. Ama unutma güzel çocuğum; tarih kitapları onu "hain" diye ansa da, biz onun bir sistemin kurbanı olduğunu biliyoruz. Otorite her zaman güçlü görünür, ama kalkanlarının altında ezilenlerin fısıltısı, her zaman o koca surlardan daha yükseğe çıkar.