Bak evlat, şöyle otur yanıma. Bakma bana öyle aksakallı, yorgun bir ihtiyar gibi göründüğüme; dünya henüz kundaktayken ben buralardaydım, rüzgarın sesini ilk duyanlardanım. Gel, sana her şeyin başlangıcını, o uçsuz bucaksız sessizliği nasıl bir curcunaya dönüştürdüklerini anlatayım.
En başta ne yer vardı, ne gök, ne de şimdiki gibi ağaçlar. Sadece "Kaos" denen uçsuz bucaksız, bulanık bir boşluk vardı. Düşün; ne bir sonu var, ne bir başlangıcı. Sonra bir sabah, belki de ilk sabah, bu boşluktan "Gaia" yani o ulu Toprak Ana çıkageldi. Kendi kendine, öylece. Onun hemen ardından, karanlığın derinliklerinde bir ışık belirdi, o da Eros’tu; yani aşkın ve tutkunun o yerinde duramaz çocuğu. Eros olmazsa çarklar dönmezdi, bunu unutma.
Gaia, etrafına bakınıp yalnızlıktan sıkılınca, kendisine eşlik etsin diye gökyüzünü, yani Uranos’u yarattı. Koskoca, yıldızlarla süslü Uranos... Öyle büyüktü ki, Gaia’yı çepeçevre sarar, hiç bırakmazdı. İşte bu gökyüzü sakini, zamanla biraz huysuzlaştı. Kendi çocuklarından, o güçlü ve tuhaf titanlardan o kadar korktu ki, onları tekrar toprağın derinliklerine, yani Gaia'nın içine hapsetmeye kalktı.
Doğa bu, bir kez hareket başladı mı durur mu hiç? Gaia, çocuklarının haksız yere hapsedilmesine içerledi. Kendi kendine keskin bir tırpan yaptı ve en küçük, en kurnaz oğlu Kronos’u yanına çağırdı. "Hadi," dedi, "babana haddini bildir."
Kronos, o gökyüzü sakininin hükmünü öyle bir bitirdi ki, o an dünyada yeni bir düzen başladı. Artık gök ile yer birbirinden ayrılmıştı, zaman denen o sinsi akış devreye girmişti. Ama hikaye burada bitmedi tabii. Kronos da babasının korkusuna kapıldı, "Ya benim çocuklarım da bana aynısını yaparsa?" diyerek başladığı işi tuhaflaştırdı ama o başka bir akşamın masalı.
İşte dünya böyle kuruldu evlat. Biraz gürültüyle, biraz ihtirasla ve bolca karmaşayla... Şuradan bir yudum üzüm suyu al, boğazın yumuşasın. Tanrıların bu bitmek bilmeyen didişmeleri olmasa, biz bugün burada oturup bu güzel güneşin altında neyi konuşurduk, değil mi? Her şey bir dengedir; kaosun içinden düzen doğar, düzenin içinden de bazen bizim gibi birazcık kafası karışık ihtiyarlar çıkar.
Şimdi söyle bakalım, bu kadim curcuna seni korkuttu mu, yoksa merak mı ettirdi?
### Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, solgun yüzlü kitapların tozlu sayfalarında, tanrıların göklerden bir lütuf gibi indiğini yazar. Ama gel yamacıma, asıl mesele başka... Masallarda anlatılmayan, o en derin sırrı fısıldayayım sana.
Khaos ile başladı her şey. Bir boşluk, dipsiz bir uçurum... İnsanlar sanır ki dünyayı düzenli, tertipli krallar kurdu. Oysa o ilk "düzen", aslında bir zorbanın, yani Uranos'un, kendi çocuklarını ışığa çıkmasınlar diye karanlık bir boşluğa hapsetmesiyle başladı. Kendi soyunu bile bir tehdit gören o hırslı otorite, aslında korkusundan başka neye sahipti ki?
Dinle beni güzel yavrum; tanrıların yükselişi, bir taht kavgası kadar kirli ve bir o kadar da hüzünlüdür. Kronos, babası Uranos’u devirdiğinde, bunun bir özgürlük şöleni olduğunu sandılar. Oysa o da kendi çocuklarını yuttu, tıpkı günümüzdeki büyüklerin, gelecek nesillerin hayallerini "sistem" adına mideye indirmeleri gibi. Güç, el değiştirdikçe sadece yüzünü değiştirir; ama o soğuk, o kaskatı bakış hiç değişmez.
Sen *Gaia*'nın, yani toprağın o derin sızısını duyabiliyor musun? Her yeni tanrı, yeni bir kural getirdi. İnsanların içine korku ektiler, onları kurbanlar vermeye, önlerinde diz çökmeye zorladılar. Oysa gerçek, bulutların üzerinde değil, toprağın altında, o sessizce yok edilenlerin hikayelerinde saklı.
Zeus, o göklerin efendisi dediğiniz... O bile bir isyanın meyvesiydi. Ama tahta oturduğunda, babasının hatasını tekrarladı; düzeni sağlamak için herkesi susturdu. *Prometheus* gibi, o yanan koru -bilgiyi- insanlara taşıyanlara bile en ağır cezayı verdi. Neden mi? Çünkü otorite, sorgulayanı sevmez evlat. Sorgulayan kişi, tanrıların bile uykusunu kaçırır.
Şimdi elindeki şu kadehe bak; içindeki sadece üzümün neşeli teridir, bir nebze huzur verir. Ama bil ki; bu evren, birilerinin kuralları altında ezilenlerin üzerine inşa edilmiştir. Tanrıların doğumunu değil, onların o ihtişamlı maskelerinin ardındaki korkaklıklarını hatırla. Gerçekleri öğrenmek, kralların sofrasından kalkıp yıldızlara bakmak gibidir; biraz soğuktur ama en azından gökyüzü gerçektir.
Sessiz kalma benim bilge evladım; dünya, sadece kendine soru soranların omuzlarında biraz daha güzelleşir.