Eski bir dostumun haberlerini getirdim size! Bir zamanlar, çok uzaklarda, devasa bir savaşın tam ortasında yaşayan Talthybios adında biri vardı. Bu adam, kralların kralı Agamemnon’un en sevdiği yardımcısı, bir nevi ayaklı mektupçusuydu. Hani rüzgarın fısıltısını öbür ucuna taşıyan kuşlar vardır ya, işte Talthybios da kralların haberlerini ordulara, şehirlere taşıyan o hızlı ve güvenilir adamdı.
Bir gün Akhilleus’un yanına gidip ona zor bir haber vermesi gerekti. Başka bir gün, genç İphigeneia’yı alıp uzun bir yolculuğa çıkarmak için nazikçe kapısını çaldı. O, yolların tozuna bulanmış, ayağının altında dünyayı eskitmiş bir kahramandı. Gitmediği ülke, çalmadığı kapı kalmamıştı.
Onu neden herkes bu kadar severdi biliyor musun? Çünkü o, barışın ve sözün değerini bilirdi. İnsanlar birbirine kızdığında, kılıçlar çekilmek üzereyken Talthybios oraya varır, sanki elinde görünmez bir kalkan varmış gibi herkesi sakinleştirirdi. O, haberci olmanın kutsal olduğunu bilen biriydi. Bugün bile uzaklarda, Sparta denilen yerde, insanlar onun anısına küçük taşlar dizer, huzurla yollarını sürdürmeleri için ona dua ederler.
Bazen o uzun yolculukların sonunda, yorgunluğunu atmak için oturup bir kap serin içecek eşliğinde gün batımını izlediğini hayal ederim. Ne de olsa, dünyanın yükünü haberlerle taşımak az iş değil! Şimdi söyle bakalım, sen bir haberci olsan hangi diyarlara uçup neler anlatmak isterdin?
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Hepimiz o parlak zırhlı kahramanların masallarını dinleriz, ama o zırhın parıltısı bazen başkalarının gözyaşlarını gizlemek için kullanılır. Bugün sana, tarihin gölgelerinde emirleri yerine getiren birinden, Talthybios’tan bahsedeceğim.
Herkes onu büyük kralların sadık habercisi, elçilerin koruyucusu olarak bilir. Ama gel, o parlak maskenin ardına bakalım. Talthybios, Agamemnon gibi "Güçlüler"in sesini taşıyan bir aynaydı. Kral ona, "Git, Akhilleus’un elinden sevdiğini al," dediğinde o bunu yaptı. Kral ona, "Küçük İphigeneia’yı kandır, kurban edilmek üzere Aulis’e getir," dediğinde, Talthybios o emri yerine getiren bacaklardı. Bir çocuğun hayatı, kralların hırsı uğruna bir elçinin soğukkanlı görevi haline gelmişti.
Sen hiç düşündün mü? Bir sistem, neden kendi ellerini kirletmek yerine birini görevlendirir? Talthybios, sistemin sessiz çarkıydı. "Uluslararası hukuk" dedikleri o havalı laflar, aslında güçlülerin kendi düzenlerini korumak için uydurduğu kılıflardı. O bir kahraman mıydı, yoksa sadece büyük bir oyunun kurallarını sorgulamadan uygulayan bir piyon mu? Bu sorunun cevabını, bir kadeh üzümün neşesinde ararken derin bir hüzünle bulursun.
Gökyüzü sakinleri kendi dünyalarında keyif çatarken, Talthybios gibiler yeryüzünde kralların vicdan azabını bile üstlenmeden, sadece "söyleneni yaptım" diyerek dolaştılar. Bugün Sparta’daki sunağında onu ananlar, aslında hakikati değil, sadece düzenin o katı kuralını hatırlıyorlar.
Unutma, evlat; bazen birinin "sadece işini yapması", başkalarının felaketi olur. Sorgula. Sadece emirleri değil, o emirlerin neden senin gibi birine verilmediğini, neden birilerinin her zaman piyon yapıldığını sorgula. Gerçek, o parıltılı zırhın altında değil, sessiz bırakılanların hikayesinde gizlidir.