Thesauros Mythology Symplegadlar

Symplegadlar

Symplegadlar

Birbirine hızla çarpıp parçalayan, Argonautların geçişini zorlaştıran o meşhur, hareketli ve geçilmez çarpışan kayalıklar.

Symplegadlar, bir zamanlar denizcilerin geçişine izin vermemek üzere birbirine çarpan ve her türlü geçidi mutlak bir sonla mühürleyen hareketli kayalıklardır. Argonautlar’ın tarihe geçen o tehlikeli seferinde karşılaştıkları bu engel, aslında boşluğun ve devinimin tahakkümüdür; zira o iki devasa kütle, yerleşik düzenin sınırlarını korumak adına varlığı ezip un ufak etmek üzere programlanmıştır. Bir otoritenin hükmü gibi sürekli kapanıp açılan bu kaya parçaları, özgür iradeyi bir geçit darbesiyle hizaya getirmeyi amaçlar. Ancak mitin devamında görüleceği üzere, bu mutlak hükmün arasından süzülüp geçenler, doğanın veya iktidarın dayattığı o zorunlu çarpışmayı kendi lehine bir varoluş alanına dönüştürmeyi başaranlardır. Nihayetinde bu kayalıklar, düzenin kendi sınırlarını korumak için tasarladığı o ebedi ve mekanik yasaklamanın, yani otoritenin kendi kendini imha eden, dar alanlara sıkıştırılmış bir yansımasıdır.
Silenos
Dizlerimde biraz sızı var ama ne gam! Gel şöyle yanıma, otur bakalım minik dostum. Ateşin çıtırtısı senin de içine işliyor mu? Bak şimdi sana, denizlerin en huysuz, en inatçı iki bekçisinden bahsedeceğim. Hani şu bizim meşhur Argonautlar var ya, hani o cesur delikanlılar, altın postun peşine düşüp dünyanın öbür ucuna gidenler... İşte onlar, yollarının üzerinde öyle bir yere geldiler ki, tüyleri diken diken olmuştur eminim.

Karadeniz’in kapısı sayılan o daracık boğazda, Symplegadlar durur. "Çarpışan Kayalar" derler onlara. Ama öyle bildiğin sabit, koca kayalar sanma sakın! Bunlar, sanki içlerinde yaramaz birer dev varmış gibi, durmaksızın birbirine çarpar, sonra geri açılırlar. Deniz tanrısı Poseidon mu aklını çeldi, yoksa toprağın derinliklerinden gelen kadim bir lanet mi, kimse bilmez. Ama oradan geçmeye kalkan her gemi, o iki dev kaya arasında çıtır çıtır, bir ceviz kabuğu gibi eziliverir.

Argonautlar oraya vardığında, gemiciler korkudan dillerini yutmuştu. Ne yapsınlar? İleri gitseler ölüm, geri dönseler onur kaybı. Tam o sırada, aralarındaki bilge, hani şu gökyüzü sakinlerinin göz bebeği olan Athena’nın da akıl verdiği o meşhur Argonautlar, bir oyun düşündüler. Önce bir güvercin saldılar. O ufacık kuş, kayaların arasından hızla süzüldü. Kayalar "güm" diye birbirine çarpınca, sadece kuşun kuyruğundan birkaç tüy koptu.

İşte o an, kahramanımız İason bağırdı: "Şimdi!"

Küreklere öyle bir asıldılar ki, sanki deniz suyunun yerinde ter ve irade akıyordu. Kayalar birbirine çarpmak için kapanmaya başladığında, geminin kıç tarafı azıcık hasar aldı, evet. Ama o koca kayalar, "tık" diye birbirine çarptıklarında, gemi çoktan aralarından sıyrılmış, açık sulara kavuşmuştu bile.

O günden sonra ne mi oldu? O inatçı kayalar artık birbirine çarpmayı bıraktı. Kıpırtısız, ağırbaşlı iki koca kaya olup çıktılar. Neden mi? Çünkü o gün o delikanlılar, doğanın bile önüne geçilemeyecek bir kuralı olmadığını, cesaretin bazen en sert taşı bile dize getirebileceğini cümle aleme gösterdiler.

Hadi, gözlerini kapat şimdi. Belki rüyanda o geminin kürek seslerini, kayaların o derin uğultusunu duyarsın. Korkma sakın; unutma ki en büyük fırtınalar bile gün gelir durulur, tıpkı o koca kayalar gibi. Şimdi biraz daha yaklaş ateşe, üşüme sakın... Ne diyordum, altın post hikayesi daha yeni başlıyordu aslında...

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme