Thesauros Mythology Skylla

Skylla

Skylla

Mağarasında pusuda bekleyen, altı uzun boyunlu ve üç sıra dişli korkunç Skylla; denizlerin en tehlikeli, gemileri yutan canavarlarından biridir.

Skylla, Kharybdis ile yan yana anılan, denizlerin en tekinsiz varlığı olarak Odysseus destanında yerini alır. Soyu üzerine uzlaşı yoktur; kimi anlatılar onu Phorkys ile Hekate’nin, kimileri ise Typhon ile Ekhidna’nın soyundan sayar. Odysseus’un tanıklığıyla Homeros’un dizelerinde betimlenen Skylla, mağarasının karanlığına hapsolmuş, eniği andıran ince bir iniltiyle çevresini titreten bir dehşettir. Öyle bir varlıktır ki, ne insan ne de tanrı katında bir kabul görmez; sınırların dışına itilmiş olmanın verdiği öfkeyle donanmıştır.

On iki kısa ayağı, altı uzun boynu ve her birinin tepesinde üç sıra keskin dişiyle, uçurumun soğuk kovuğundan başını uzatır. Bakışlarını kayalıklarda gezdirirken, doğanın hiyerarşik düzenine uyum sağlamayan, aksine deniz sakinlerini -yunuslardan köpekbalıklarına- avlayarak kendi karanlık iktidarını inşa eden bir odak noktasıdır.

Odysseus, karşılaştığı iki yıkım senaryosundan birini seçmek zorunda kaldığında; ya Kharybdis’in yutucu düzenine (anarşinin mutlak yok ediciliğine) teslim olacak ya da Skylla’nın sunduğu o acımasız tayın mantığına boyun eğecektir. Tercihi, altı kürekçisinin kurban edilmesiyle sonuçlanan o vahşi pazarlık olur. Tam Kharybdis’in anaforlarından sakınırken, Skylla’nın otoritesi geminin güvertesine uzanır; en güçlü kürekçileri koparıp alan bu güç, yoldaşlarını bir oltanın ucundaki balıklar gibi çaresiz bırakır. Gözler önünde çırpınan, adını son kez haykıran bu insanlar, güçlü olanın hükmü altında parçalanan iradelerin simgesi gibidir. Skylla’nın, dev bir ahtapot mu yoksa tanımlanamaz bir deniz canavarı mı olduğu belirsizliğini korur; ancak onun bu sisli kimliği, düzene boyun eğmeyenlerin üzerine yapışan o kaçınılmaz karanlığın ta kendisidir.
Silenos
Gel otur şöyle yanıma, biraz soluklanalım. Denizden gelen rüzgarın kokusunu alıyor musun? Biraz tuzlu, biraz yosunlu... Ama o dalgaların altında, güneşin ışığının ulaşmadığı karanlık kovuklarda öyle yaratıklar saklıdır ki, en cesur denizci bile adlarını fısıldarken sesini titretir. Bugün sana denizlerin en meşhur, en korkunç, ama bir o kadar da merak uyandırıcı "komşusundan" bahsedeceğim: Skylla.

Bazıları onun Phorkys ile Hekate’nin kızı olduğunu söyler, bazıları ise Typhon ve Ekhidna gibi dehşet saçan bir soydan geldiğini anlatır. Aslına bakarsan, doğumu o kadar karışıktır ki, hangi gökyüzü sakini onu dünyaya getirdi, kimse tam emin değildir. Ama şunu bil ki Skylla, bir kez görenin bir daha asla unutamadığı, tüyleri diken diken eden bir biçimsizliğe sahiptir.

Sarp kayalıkların içinde, karanlık bir mağarada oturur. Öyle bir sesi vardır ki, duyan sanır ki minik bir köpek yavrusu ağlıyor. İnsan şöyle bir durup, "Acaba yardıma mı ihtiyacı var?" diye düşünecek olur ama yanılırsın! O ses, en büyük tanrıların bile yanına yaklaşmaya korktuğu o canavarın oyunudur.

Hayal etmeye çalış: On iki tane kısacık, biçimsiz ayağı var. Ama asıl korkunç olan kısmı yukarısıdır. Upuzun, yılan gibi kıvrılan altı tane boyun! Ve her bir boynun ucunda, içindeki üç sıra dişle sürekli ölüm kusan altı ayrı kafa. O mağaranın derinliklerine kadar gövdesi gömülüdür, dışarıya sadece o hırçın başlarını uzatır. Kayaların üzerinden geçerken yunusları, koca koca balıkları sanki birer çerezmiş gibi yakalayıp mideye indirmesi, onun için sadece küçük bir öğle yemeğidir.

Akıllı ama talihsiz Odysseus, bir gün bu bölgeden geçmek zorunda kaldığında tam bir çıkmaza girdi. Bir tarafta gemileri yutan, suları döndüren devasa bir girdap olan Kharybdis, diğer tarafta ise Skylla... Odysseia’da anlatıldığına göre, Odysseus "Ya herkesi kaybederiz ya da altı kişiyi kurban veririm" diye düşündü ve en iyi kürekçilerinden altısını, o açgözlü kafalara bırakmak zorunda kaldı.

O anı düşünsene... Gemi geçerken Skylla hızla daldı, sanki usta bir balıkçı sırığıyla oltasını sulara sarkıtmış gibi, en güçlü adamları havaya kaldırdı. O zavallı gemiciler, kollarını bacaklarını çırparak, korku dolu gözlerle Odysseus'a seslenerek havada sallandılar. Kendi isimlerini bağırışlarını duymak... İşte o gün, deniz bile sessizliğe büründü.

Şimdi soruyorsun, "Silenos, bu Skylla aslında nedir?" diye. Kimisi dev bir ahtapot, kimisi denizin en derinindeki o garip, biçimsiz şeytan diyor. Ben ise diyorum ki; bazı şeyler, tam olarak ne olduklarını bilmediğimiz sürece hayal gücümüzde daha da korkunç kalırlar. Denizin o köpüklü, neşeli görüntüsünün altında, böyle kadim ve huzursuz bekçilerin olduğu gerçeği, şarabın son yudumunu bile biraz acılaştırıyor, öyle değil mi?

Hadi, şimdi uzaklara bakma vakti. Belki de bir yerlerde o altı kafa hala pusuda bekliyordur.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme