Thesauros Mythology Sinope

Sinope

Sinope

Asopos'un kızı Sinope, Zeus’a ve diğerlerine zekice oyunlar oynayarak bekaretini korumuş ve adını Karadeniz’in kıyılarına altın harflerle yazdırmıştır.

Karadeniz kıyısındaki şehre ismini veren Sinope, ırmak tanrısı Asopos’un soyundan geliyordu. Efsanesi, Zeus’un ihtirasıyla şekillenen bir iktidar oyununa dayanır; tanrı, genç kadına duyduğu arzuyu sınırsız vaatlerle taçlandırarak iradesini bir lütuf gibi sunmaya çalışır. Sinope’nin bu tahakküm hamlesine verdiği yanıt ise, bedeninin sınırlarını bir pazarlık kozuna dönüştürmek olur. Kendisine sunulan “her dilediğini yapma” imtiyazını, tanrının otoritesini bizzat onun yeminine hapsederek kullanır: Bekaretini koruma dileğiyle, Zeus’un mutlak iktidarını kendi sözüne sadakatle sınanmaya zorlar.

Tanrı bu kısıtlanmış rızayı kabullenip onu uzak kıyılara, Karadeniz’in ıssızlığına bırakır. Ancak bu sürgün, bir boyun eğiş değil, Sinope’nin kendi alanını kurma çabasıdır. Aynı stratejiyi Apollon ve ırmak tanrı Halys üzerinde de tekrarlayarak, iktidarın buyurgan dilini kendi kurallarıyla işlemez hale getirir. Hiçbir ölümlünün yanına yaklaşmasına izin vermeyen Sinope, otoritenin ona dayattığı tüm kuşatmalara karşı, rıza devşirmeye çalışan tanrısal ve beşeri arzuyu sessiz ama geçilmez bir çizgide boşa düşürür.
Silenos
Gel bakalım şöyle, ateşin başına iliş. Bak, sana Karadeniz’in hırçın dalgalarının arasına gizlenmiş, aklı pek kıvrak bir kızın hikayesini anlatayım. Adı Sinope. Hani şu kuzeyin sisli kıyılarında, bugün adını taşıyan o güzelim şehrin ilk hatırası olan Sinope.

Sinope, Asopos adında, yatağında kıvrıla kıvrıla akan bir ırmak tanrının kızıydı. Ama öyle elinde bebekle oturan kızlardan sanma onu; zekası, bir tilkinin ormandaki izleri buluşu kadar keskindi. Güzelliği ise gökyüzü sakinlerinin bile başını döndürecek cinstendi. Bir gün, bulutların efendisi Zeus onu görüp de gönlünü kaptırınca, o meşhur, biraz da kibirli tavrıyla yanına yaklaştı. Zeus bu, koskoca tanrı; "İste benden ne dilersen, hemen yerine getireyim!" dedi. Büyük bir vaat, değil mi? Ama Sinope, karşısındakinin sadece güçlü bir tanrı değil, aynı zamanda çapkın bir maceracı olduğunu biliyordu.

Sinope, gözlerinde o muzip ışıkla gülümsedi ve Zeus'un yeminini kullanarak, "O zaman," dedi, "sözünü tut ve bana dokunma."

Zeus, yeminine bağlı kalmak zorundaydı. Kaderin garip cilvesi işte; tanrıların efendisi, elindeki bunca kudrete rağmen genç kızın bu akıllıca isteği karşısında köşeye sıkıştı. Sözünden dönemedi, Sinope’yi olduğu gibi bıraktı ve onu uzak diyarlara, Karadeniz’in uçsuz bucaksız, köpüklü kıyılarına emanet etti.

Ama Sinope’nin hikayesi burada bitmedi. Kızcağız, insanların ve tanrıların dünyasında tek başına ayakta kalmanın yolunu çözmüştü bir kere. Sonradan, ışık tanrısı Apollon ona kur yapmaya kalktığında, Sinope yine o aynı oyunla, sanki şaşırmış gibi yaparak onu da geri çevirdi. Hatta ırmak tanrı Halys bile onun dikkatini çekmek istediğinde, Sinope yine aynı nezaketle ve aynı zekayla onu da kapıdan eli boş gönderdi.

Velhasıl evlat, Sinope öyle bir düzen kurmuştu ki; tanrıları kendi sözleriyle bağlamış, ölümlüleri ise yanına bile yaklaştırmamıştı. Bugün o kıyılara gittiğinde, Karadeniz’in o bitmek bilmeyen dalga seslerini duyarsan, bil ki o, Sinope’nin bağımsız ruhunun şarkısıdır. Kendi yolunu, kendi aklıyla çizenlerin hikayesi kolay kolay silinmez; şarabın tadı dudaklardan silinir ama böyle akıllıca oyunların tadı yüzyıllar boyu dillerde kalır.

Hadi, şimdi uyu; yarın sabah rüzgarın sesinde belki onun o kurnaz gülüşünü duyarsın.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme