Bakın evlatlar, ateşin çıtırtısı bazen eski bir hikayenin fısıltısı gibidir. Kadehimdeki üzüm suyunun tortusu bile size anlatacaklarımın acı tatlı izlerini taşır. Bugün size gökyüzü sakinlerinin çok da sevmediği, kalbi biraz fazla soğuk bir kadından; Sidero’dan bahsedeceğim.
Sidero... İsmi "demir" gibi tınlar ama ruhu, kışın en sert donu kadar buzdu. O, Salmoneus adında, kendini biraz fazla ciddiye alan bir adamın ikinci eşiydi. Hani o krallar vardır ya, kendini Zeus sanıp gök gürültüsünü taklit etmek için arabasıyla demir köprülerde çılgınca süren; işte Salmoneus öyle biriydi. Sidero da bu tuhaf adamın sarayında, aslında pek de mutlu olmayan bir kadındı.
Peki, Sidero ne yaptı? Sarayın neşe kaynağı, güzelliğiyle herkesi büyüleyen Tyro’yu kendine dert edindi. Tyro, o genç kızcağız... Sidero ona hayatı zehir etmek için elinden geleni yapardı. Bir üvey annenin yapabileceği en kötü, en kıskanç oyunları oynardı ona. Tyro’nun üzerindeki o masumiyeti gördükçe, Sidero’nun içindeki o karanlık hırs daha da büyürdü. Bir insanın kalbine kıskançlık bir kez yerleşti mi, o kalp artık kendi huzurunu bile göremez olur.
Ama unutmayın minikler, ilahi adalet dediğimiz şey, bazen çok ağır aksak ilerlese de mutlaka hedefine varır. Tyro’nun oğulları, Neleus ve Pelias, büyüdüler. Bir gün annelerinin başına gelenleri, gördüğü eziyetleri öğrendiklerinde, işte o vakit rüzgar tersine döndü.
Sidero, yaptıkları ortaya çıkınca korkup kaçtı. Bir sunağa, yani tanrılara adanmış o kutsal yere sığındı. "Bana dokunamazsınız, burası dokunulmazdır!" diye bağırdı. Antik kurallar gereği sunağa sığınan birine zarar vermek büyük bir tabuydu, günahların en büyüğüydü. Ancak Pelias... O, sunağa saygı duymayı reddetti. Sidero’nun elinden kurtulması için ona hiçbir şans tanımadı ve sonunu getirdi.
Görüyor musunuz? İnsan, bir başkasının hayatını gölgeleyerek kendi ışığını parlatabileceğini sanır; oysa sadece kendi karanlığını büyütür. Sidero, demir gibi sert durmaya çalıştı ama sonunda kaderin ördüğü o incecik ağlara takılıp gitti.
Hadi şimdi, ateşin biraz daha sönmesine izin verin. Yarın başka bir hikayeyle, belki yine bir gökyüzü sakininin tuhaf bir huysuzluğuyla görüşürüz. Unutmayın; kalp neyle doluysa, dünya da size onu gösterir.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Gel bakayım yanıma, çiçeği burnunda yolcum; otur şöyle yanıma. Yetişkinlerin sana anlattığı o parlak, altın yaldızlı masalların tozunu biraz silkeleyelim mi seninle? Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var; tarihin sayfalarına 'kötü' diye kazınanların aslında sadece sistemin çarkları arasında ezilen veya o çarkı döndürmek zorunda kalan insanlar olduğu gerçeği...
Bugün sana Sidero’dan bahsedeceğim. İnsanlar ona hep "zalim üvey anne" dediler, bir masalın içine sıkıştırıp üzerine kapıyı kilitlediler. Ama asıl sorulması gereken soru şu: Neden? Salmoneus gibi, kendini tanrı sanıp gök gürültüsünü taklit eden kibirli bir kralın sarayında, güç hiyerarşisinin en altında ezilen bir kadının, hayatta kalmak için o sert kabuğu kuşanmaktan başka çaresi olabilir miydi?
Tyro’yu sevmiyor muydu? Belki de sevmiyor olması, sistemin ona biçtiği "kıskanç ve zalim" rolünden ibarettir. Saraylar, kralın egosunun aynasıdır; o aynada kendine yer bulamayan herkes, bir şekilde "öteki" olur. Sidero da o sarayın sessiz ama hırçın çığlığıydı. O, kralın mutlak otoritesine boyun eğen bir piyon değil, o otoritenin yarattığı kaosta kendine yer açmaya çalışan bir insandı.
Sonra ne mi oldu, benim güzel yavrum? Otoritenin hükmü bittiğinde, intikamın soğuk yüzüyle karşılaştı. Neleus ve Pelias, yani babalarının sarayında büyüyüp güçlenen o iki oğlan, Sidero’yu bir sunağın dibinde buldular. Kılıçların metalik sesi, bir kadının çaresiz yakarışıyla karıştı. Onu öldürdüler. Peki, bu bir adalet miydi, yoksa sadece gücü el değiştirenlerin, eskiyi silip süpürme arzusu mu? Bir sunağın üzerinde akan kan, aslında adaletin değil, bitmek bilmeyen güç hırsının resmidir.
Bak, gözlerindeki o parıltıyı görüyorum; sen de anlıyorsun değil mi? Gerçek, kazananların yazdığı o kalın kitaplarda değil, o kanın aktığı yerdeki o derin sessizlikte gizlidir. Şimdi git, şarabı sadece neşe için içenlerin arasına karış ama unutma; her kralın sarayında, adı kötüye çıkarılmış bir Sidero, anlatılmayı bekleyen hüzünlü bir hikaye vardır.
Sorgula minik bilge, kralların parıltısı değil, ezilenlerin sessizliği fısıldasın sana yolu...