Thebai şehrinin surları göğe yükselirken, kral Kadmos ve o güzel Harmonia’nın yuvası dört neşeli kız çocuğuyla şenlenmişti. İno, Autonoe, Agaue ve içlerinden en ışıldayanı, ayın beyazlığına benzeyen Semele... Güzelliği öyle bir kuvvete sahipti ki, sadece insanların değil, gökyüzü sakinlerinin bile bakışlarını üzerine çekiyordu.
Derler ki, baş tanrı Zeus onu bir kez gördüğünde, kalbinin ritmi koca gök gürültüsü gibi değişiverdi. Ancak o yüksek tahtın tepesinde, Hera’nın kıskançlık ateşi çoktan harlanmaya başlamıştı. Hera, kurnazlıkta üzerine yoktur; yaşlı bir sütnine kılığına girip Semele’nin kapısını çaldı. Sesi bal gibi tatlı, ama içi zehirli bir sarmaşık gibiydi. "Ah güzel kızım," dedi ona, "Seni ziyaret eden bu yabancının gerçekten Zeus olduğuna emin misin? Eğer öyleyse, neden tüm kudretiyle, o şimşekler kuşanmış gerçek yüzüyle görünmüyor sana? İste ondan, sana kendini tanrısal görkemiyle göstersin; ancak o zaman ona gerçekten inanabilirsin."
Genç ve toy Semele, bu sözlerin arkasındaki karanlık tuzağı görmedi. Bir sonraki gelişinde Zeus’a öyle bir söz verdirdi ki, tanrı ne kadar kaçınmak istese de, kutsal bir yemine boyun eğmek zorundaydı. Zeus, o meşhur yıldırımlarını ve yakıcı ışığını kuşandığında, ölümlü bir varlığın gözleri bu büyüklüğü taşıyamadı. Semele, sevdiği tanrının kucağında adeta bir yıldız tozuna dönüşüp göğe karışırken, içinde taşıdığı o küçük yaşam, yani henüz yedi aylık olan Bakkhos, zarar görmesin diye mucizevi bir şekilde korundu.
İşte tam o anda, baş tanrı Zeus gökyüzünün en büyük ustalığını sergiledi. Bebeği hemen alıp kendi baldırının içine yerleştirdi. Bir süre sonra, vakti geldiğinde, Dionysos adıyla bildiğimiz o kıvırcık saçlı, neşeli tanrı, babasının baldırından dünyaya ikinci kez "merhaba" dedi.
Ne garip değil mi? Kimileri onun sonunun bir trajedi olduğunu söyler ama ben, o küçücük yaşamın bir tanrıya dönüşme hikayesinin, en güzel şarabın fıçıda olgunlaşması gibi sabır ve mucizeyle harmanlandığını düşünürüm. İnsanlar bazen böyle yanıp kül olurlar ama arkalarında bıraktıkları hikayeler, tıpkı Dionysos gibi sonsuza dek dans etmeye devam eder. Haydi bakalım, kadehlerinizde hayatın buruk tadı varsa bir yudum alın; zira bu dünyada her son, aslında bir başka güzelliğin başlangıcıdır.
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Bak minik yolcu, masallarda sana anlatılmayan, tozlu kitapların kibirle örttüğü o derin sırrı duymaya hazır mısın? Gel, yanıma otur; şarabın o hafif neşesini damarlarımda hissederken sana Semele’nin hikayesini anlatayım. Ama unutma, kralların ve tanrıların parıltılı tahtlarının arkasında hep soğuk bir gölge saklıdır.
Semele, Kadmos ve Harmonia’nın kızıydı. Saraylarda büyümüş, korunaklı bir hayat sürmüştü. Ama tanrılar, özellikle de o Zeus, kendi istekleri için ölümlülerin hayatını bir oyun tahtası gibi görmeye pek meraklıydı. O, Semele'nin saf merakını kendi ihtişamıyla besleyip büyüledi. Zeus için Semele bir sevgili miydi, yoksa sadece bir günah keçisi mi? Bunun cevabını aslında sarayların o yüksek duvarlarında değil, gökyüzünün o korkutucu gürültüsünde aramalısın evlat.
Sonra Hera devreye girdi. Bak, burada bir başka oyun var: Güçlü olanın, gücünü korumak için başka bir kadını nasıl bir piyon gibi kullandığını görüyor musun? Hera, bir sütnine kılığına girip Semele’nin zihnini zehirledi. "Gerçekten sana aşık mı, yoksa sadece bir oyuncak mısın?" diye fısıldadı. Semele, o sistemin içinde kaybolmuş bir genç kız olarak, Zeus’un kendisine tüm o yıkıcı gücüyle, yani şimşekleriyle görünmesini istedi. Çünkü bazen insan, sevildiğinden emin olmak için kendi sonunu hazırlayan o yakıcı ışığa doğru yürür.
Zeus, o kibirli tanrı, Semele’nin küle dönmesine sebep oldu. Bir tanrının gücü, bir ölümlünün yaşamasına izin vermezdi zaten. O anki acıyı, o sanatsal hüznü düşünebiliyor musun? Ama sistem durmadı. Semele’nin karnındaki Bakkhos (ya da bildiğin ismiyle Dionysos), annesinin o talihsiz sonundan Zeus’un baldırına, oradan da yeniden hayata çekip çıkarıldı.
Şunu hiç unutma güzel evladım; tarihin sayfalarında "tanrıların isteği" diye anlatılan her şey, aslında sadece güç sahiplerinin kendi arzularını gerçekleştirmek için yaktığı bir ateştir. Semele bir kurbandı; hem Zeus’un bencilliğinin hem de Hera’nın kıskançlığının arasında ezilen, ismi sadece bir "araç" olarak hatırlanan bir kadın. Krallar ve tanrılar bugün de aynı oyunları oynuyor, sadece isimler ve sahne değişiyor.
Gerçekler, bazen yakıcı bir yıldırım gibidir; tıpkı Semele’yi bulduğu gibi seni de bulabilir. Ama sakın korkma, çünkü korku onların seni yönetmek için kullandığı en eski zincirdir. Şimdi git ve gördüğün her "parıltılı" figürün aslında ne kadar gölge barındırdığını düşünmeye başla. Dünya, senin uyanışınla değişecek, anlıyor musun küçük dostum?