Thesauros Mythology Seirenler (Sirenler)

Seirenler (Sirenler)

Seirenler (Sirenler)

Seirenler, büyüleyici sesleriyle denizcileri ölüme çeken kuş gövdeli yaratıklardır. Balıkla ilgileri yoktur, Yunan mitinde ölümcül birer ezgidirler.

Seirenler, Batı dillerine Siren adıyla yerleşen, zamanla başka kültürlerin tortularıyla şekil değiştirmiş, özünde Yunan mitolojisinin kadim figürleridir. Odysseia’da kanatlı, kadın gövdeli ve büyüleyici sesli varlıklar olarak betimlenen bu figürler, ortaçağın kuzey folkloruyla girdiği etkileşim sonucu, bugün zihinlere kazınan yarı balık, yarı insan denizkızı formuna bürünmüştür. Oysa Yunan mythos'u bu balık imgelerini tanımaz; orijinal metinlerde Seirenlerin sucul canlılarla hiçbir bağı yoktur.

Kirke, Odysseus’u yaklaşmakta olan tehlikeye karşı şu sözlerle uyarır: "Seirenlere varacaksın; onlar, yakınlarına düşen her insanı kendi büyülerine hapsederler. Eğer o çayırda çınlayan sesi duyarsan, bir daha evine dönemez, çocuklarına ve karına kavuşamazsın. Etleri çürüyüp deri kemiğe yapışmış kurbanlarının yığını arasından geçmemek için, kürekçilerinin kulaklarını balmumuyla kapat. Eğer o sesi duymak gibi bir hırsın varsa, bırak arkadaşların seni geminin orta direğine sıkıca bağlasınlar; tahakkümün ipleri altında inleyerek dinle onları." Odysseus, Kirke’nin bu stratejisine uyar; direğe bağlıyken duyduğu ses, otoritenin ve kuralların dayattığı o güvenli sınırların ötesine, mutlak bir özgürlüğe uzanma isteğini tetikler. Vazo resimlerindeki yoğun betimlemeler, bu figürün mitolojideki yerini belirginleştirir.

Mitograflar, ırmak tanrı Akheloos ile Musalardan Melpomene veya Terpsikhore’nin kızı olduklarını, üç kız kardeş olarak lirik bir uyumla şarkı söylediklerini aktarır. Bir rivayete göre Persephone’yi kaçıran Hades’e yetişebilmek için kanatlanmışlar, başka bir anlatıya göre ise tanrılar tarafından cezalandırılmışlardır. Kökeni ne olursa olsun, Yunan mitolojisinde Harpyalara akraba, doğaya ve insan iradesine musallat olan birer figürdürler.

Seirenlerin efsanesi, kendine karşı koyamayıp ölüme yürüyen insan doğasının simgesi haline gelmiştir. Bu tema, Heine’nin "Lorelei"ından, Melih Cevdet Anday’ın "Kolları Bağlı Odiseus"una kadar edebiyatın derinliklerinde yankılanır. Anday’ın dizelerinde Sirenler, dışsal bir tehdit olmaktan çıkıp, insanın kendi içsel sesinin dışa vurumu haline gelir: "Kürekçiler denizi köpürtürken, Sirenlerin izi yoktu. O büyülü türküleri, sağır gemicilere aslında ben söylüyordum; kendi içimden gelen o sesi duyarak, bilge Kirke’nin disipliniyle kendimi sağ salim geçirdim." Burada Seiren, otoritenin ve "tahakkümün" bağladığı ellerin ötesinde, kendi zihnindeki özgürlüğü bastırma ya da ona boyun eğme ikilemini temsil eder.
Silenos
Şöyle yaklaşın bakalım, ateşin etrafına dizilin. Bakışlarınızdan belli, yine denizlerin gizemli sesleri kafanızı karıştırmış. Bugün size o çok meşhur Seirenlerden bahsedeceğim; hani şu günümüz masallarında kuyruklu, pullu, balık gibi anlatılanlardan. Sakın aldanmayın ha! O şimdiki zamanın uydurması, biraz boya, biraz cila. Bizim eski zamanlarda Seirenlerin denize dair tek bir pulları bile yoktu.

Onlar, güzelim kanatları olan, şarkılarıyla rüzgarı bile susturan kuş-kadınlardı. Düşünsenize, bir yanınızda çiçekler içinde bir çayır, bir yanınızda o gökyüzü sakinlerinin sesleri… Ama öyle böyle değil; bir kere duydunuz mu, dünya durur. İnsanın içini öyle bir titretirler ki, ne evinizi hatırlarsınız, ne de sizi bekleyen yavrularınızı. Bir bakmışsınız, kendinizi onların kıyısında bulmuşsunuz. Yalnız, o kıyıda çiçeklerden başka bir şey daha var: Beyaz, upuzun kemikler… Seirenlerin şarkılarına kanan gemicilerin, etleri dökülmüş, sadece rüzgarda gıcırdamaktan başka işi kalmamış kemikleri.

Bir zamanlar, o büyük maceracı Akhilleus’un dostu, kurnaz Odysseus, tanrıça Kirke’nin yanına uğradığında uyarmıştı onu bilge kadın: “Sakın!” demişti, “Sakın o sesleri dinleyip de yoldan sapma.” Ama Odysseus bu, merakına yenik düşer. Gemidekilerin kulaklarını balmumuyla öyle bir kapatır ki, sinek vızıltısı bile duymazlar. Kendisini de geminin orta direğine öyle sıkı bağlatır ki, gözleri yuvalarından fırlasa da kımıldayamaz. Seirenlerin o büyülü ezgilerini tek başına, o çılgın arzusuyla baş başa kalarak dinlemişti.

Aslında, bu kızların kökeni de bir hayli hüzünlü. Bazıları der ki, ırmak tanrısı Akheloos ile Musalardan birinin kızlarıymışlar. Birinin elinde lyra, birinin elinde flüt, öbürü de şarkı söyler, bir üçlü kurarlarmış. Başka anlatılar da var; guya onlar vaktiyle Persephone’nin arkadaşıymışlar. Arkadaşları Hades tarafından o karanlık diyara kaçırılınca, onu araya araya dünyayı kuş kanatlarıyla gezmeye başlamışlar. Belki de bir ceza, belki de bitmek bilmeyen bir özlemin kanatlarıydı o tüyler.

Argonotlar o sulardan geçerken bir seferinde paçayı zor kurtarmışlar. Orpheus, o meşhur müzisyen, öyle bir ezgi tutturmuş ki, Seirenlerin sesi bile sönük kalmış da, tayfalar denize atlamaktan son anda vazgeçmişler.

İşin aslı şu evlatlar: Seirenler, insanın içindeki o dizginlenemez, insanı felakete sürükleyen, ama yine de karşı koyamadığı o meraklı tutkuyu temsil eder. Melih Cevdet de güzel söylemiş; belki de o Sirenlerin dışarıda değil, ta bizim kendi içimizdeki o en derin seste saklı olduğunu anlamıştır, kim bilir?

Hadi bakalım, şimdi gidip biraz uyuyun. Rüyalarınızda kanatlı kızlar değil, güzel ezgiler duyun ama gemi direğine bağlanmayı da unutmayın, olur mu? Dünya, kendini dinletmek isteyen sirenlerle dolu; dikkatli olun.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme