Şöyle yanaşın bakalım, ateşe biraz daha odun atın. Gözlerinizdeki o merak pırıltısını görüyorum; insan yaşlandıkça sadece şarap tortusuyla ilgilenmiyor, bazen de gençlerin o bitmek bilmeyen “neden” ve “nasıl” sorularıyla demleniyor. Bugün size anlatacağım hikaye, topraklarımızın, yani şu güzelim Anadolu’nun kıyısında, Bodrum dedikleri yerde saklı bir masaldır.
Şimdilerde Bardakçı dedikleri, o vakitler Salmakis diye anılan bir yer vardı. Bir gölet düşünün; gökyüzü sakinlerinin yeryüzüne bıraktığı bir mücevher gibi, masmavi, duru ve etrafı mersin ağaçlarıyla çepeçevre sarılmış. İşte bu gölde, Artemis’in okçularından olmayan, yay tutmayan, sadece kendi güzelliğine ve doğanın şarkısına odaklanmış Salmakis adında bir su perisi yaşardı. Salmakis, aynası sadece suyun yüzü olan, saçlarını ağaç dallarıyla tarayan, sesi yaprak hışırtısına karışan bir varlıktı.
Derken bir gün, Hermaphroditos adında genç, dünyayı keşfe çıkmış bir delikanlı çıkageldi. Kendisi, güzelliğiyle göz kamaştıran Hermes ile Aphrodite’in oğluydu. On beş yaşındaki bu genç, rüzgarın peşine takılmış, yolu o huzurlu gölün kıyısına düşmüştü. Salmakis onu gördüğü an, kalbinde tarif edemediği bir ateş yandı. Genç delikanlıya yaklaştı, tatlı sözlerle aklını çelmeye çalıştı; “Sen ki güzellikte tanrılarla yarışırsın, gel bu gölün kıyısında birbirimize kavuşalım” dedi.
Ama bizim delikanlı, öyle utangaç, öyle çekingendi ki; bu teklif karşısında yanakları al al oldu. “Uzaklaş benden!” dedi ve peri kızını bir kenara itti. Salmakis’in o zarif kalbi incindi, kırıldı; bir çalının arkasına gizlenip izlemeye başladı. Genç, ıssızlığın verdiği güvenle üzerindekileri çıkarıp serin sulara bıraktı kendini. Bir fildişi heykeli andırıyordu suda.
Salmakis, o an ne yaptığını bilmez bir heyecanla, bir kılıç gibi pürüzsüz gövdesiyle suya atladı. Hermaphroditos ne kadar kaçmaya çalışsa da, peri kızı onu sarmaşık gibi sardı, ahtapotun kollarını balığa doladığı gibi kavradı. Çırpınırken, tanrılara seslendi peri kızı: “Ne olur, bizi birleştirin, bizi hiç ayırmayın!”
Göklerin hakimleri bu isteği geri çevirmediler. O anda, kızla erkeğin iki ayrı bedeni, tek bir gövdede birleşti. Ne tam bir erkek, ne de tam bir kadın; ikisini de içinde taşıyan bir ölümsüzlük kazandılar. Bugün yeryüzünde “hermafrodit” kelimesi dilden dile dolaşırsa, bilin ki kaynağı o eski Bardakçı kıyısındaki yasaklı göldür.
İnsanlar derler ki; o gölün suyunda, insanın içindeki o sert ve hırçın gücü yumuşatan, onu başka bir aleme çeken bir gizem varmış. Kimileri buna “erkeklik gücünü azaltan tılsım” der geçer, ama siz onlara pek kulak asmayın. Bazı masallar, gerçeğin sertliğinden kaçıp şiirin o yumuşak kucağına sığınmak için anlatılır.
Şimdi söyleyin bana çocuklar, gökyüzü sakinleri bu kadar tuhaf işler çevirirken, biz ölümlüler bir göl kenarında oturup bu kadim suların fısıltısını duymasak olmaz mı? Hadi bakalım, gözlerinizi kapayın da suyun sesini dinleyin; belki Salmakis’in taradığı saçlarının hışırtısını siz de duyarsınız.
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var...
Kulağını bana yaklaştır, güzel yavrum. İnsanlar sana tarih kitaplarında hep kralların, tanrıların zaferlerini anlatır; oysa dünya, sessizce inleyenlerin, gölgede bırakılanların ve sınırları reddedenlerin omuzlarında yükselir. Bugün sana, Bodrum’un o kadim kıyılarında, bugün Bardakçı dedikleri ama aslında binlerce yıllık bir başkaldırının saklandığı "Salmakis"in hikayesini anlatacağım.
Salmakis'in Bildigi Gizli Gercekler
Anlatılanlara bakarsan, Salmakis sadece güzel bir su perisiydi. Artemis’in o sert, avcı kurallarına boyun eğmeyen, ok taşımayan, sadece kendi doğasının ritmiyle yaşayan bir ruh... O, kendine yeten bir özgürlüktü. Fakat sistem, kendi kalıbına sığmayanı her zaman "tehlikeli" veya "ayıplı" ilan eder, unutma bunu.
Derken bir gün, Hermes ve Aphrodite’in oğlu olan Hermaphroditos çıkageldi. Sistem, bu genci de tıpkı bir vitrin süsü gibi kusursuz, pürüzsüz ve sınırları belli bir kalıba sokmuştu. Salmakis, onda başka bir ruh, belki de kendi içindeki o bölünmemiş bütünlüğün bir parçasını gördü. Ona özgürce yaklaştı, "Gel birleşelim, bu dünyayı kendi kurallarımızla yaşayalım" dedi. Ama genç, öğretilmiş utancın zırhını kuşanmıştı; "Git başımdan!" diye haykırdı.
Bak güzel yavrum, işte burası kırılma noktasıdır. Salmakis, o gence zorla sahip olmaya çalışmadı aslında; o, tanrıların koyduğu "kadın" ve "erkek" duvarlarını, o keskin sınırları yıkmaya çalışıyordu. O, ikiliğin yarattığı hapishaneden kaçmak istiyordu.
Derin Sır: Birleşmenin Gerçek Anlamı
Tanrılar, onların bu arzusunu bir lanete çevirerek tek bir bedene hapsettiler. İnsanlar buna "hünsa" deyip küçümsediler, bu hikayeyi "erkeklik gücünü kıran su" masallarıyla süsleyip insanların zihnini bulandırdılar. Oysa gerçek bambaşka: Salmakis ve Hermaphroditos, insanlığın o bitmek bilmeyen "ya o, ya bu" kavgasını tek bir bedende, tek bir ruhla sonlandırdılar. Onlar, kralların ve rahiplerin böldüğü dünyada, bölünmez bir bütün olmayı seçtiler.
Bugün o Bardakçı koyuna bakarken, sakın sadece turistik bir güzellik görme. Orada, taşların altında hala o kadim isyanın fısıltısı akar. Şarap kadehimin dibindeki tortuda gördüğüm gibi; hayat, bize dayatılan kimliklerden ibaret değil. Bazen bir peri, bazen bir delikanlı, bazen de hepsi birden olabilmek, işte gerçek özgürlük budur.
Sistemin "kusur" dediği şey, aslında doğanın sana verdiği en büyük lütuftur evlat. Kimsenin "bu olmalısın" demesine izin verme. Çünkü sen, tıpkı Salmakis gibi, kendi gölünün aynasında sadece kendini görmeli ve kime dönüşeceğine sadece kendi ruhunla karar vermelisin.
Şimdi git, denizin o berrak suyuna bak ve sor kendine: *Ben hangi kalıbı kırmak için buradayım?* Sessiz kalma, gerçekler ancak onları fısıldayanlar oldukça yaşar.