Daha yakın oturun bakalım, ateşin çıtırtısı hikayeyi besler, unutmayın. Bugün size, tozlu parşömenlerde pek adı geçmeyen ama toprağın derinliklerini ve gökyüzünün fısıltılarını çok iyi bilen o kadim yolcudan, Sabazios’tan bahsedeceğim.
Sabazios, özünde bizim o neşeli Dionysos’un uzak diyarlardan gelmiş, biraz gizemli kuzeni gibidir. Phrygia’nın serin rüzgarlarıyla büyümüş, sonra Yunan diyarına ayak basınca da buraların tanrıları arasında kendine has bir yer edinmiş bir gökyüzü sakinidir. İnsanlar onu tanıdıkça, o coşkulu ve yerinde duramayan ruhunu Dionysos’un şenliklerine ne kadar da benzettiklerini fark ettiler. Haksız da değillerdi, ikisi de neşenin ve doğanın dizginlenemez gücünü temsil ederdi.
Peki, bu Sabazios nasıl dünyaya gelmiş dersiniz? İşte orası biraz karışık, biraz da masalsı. Zeus, o meşhur çapkın baş tanrı, bir gün kurnazlık edip bir yılan kılığına bürünmüş. Persephone’nin huzuruna o ince, kıvrımlı bedeniyle süzülerek gitmiş ve efsaneye göre Sabazios işte bu tuhaf karşılaşmadan doğmuş. Yılan figürü bu yüzden onun için kutsaldır; o, toprağın altında sessizce süzülen gizemlerin efendisi gibidir. Hatta kendisi de sık sık yılan kılığına girer, Asyalı su perileriyle, nympha’larla dansa kalkar, doğanın döngüsünü sürdürürdü.
Sabazios’un insanoğluna en büyük hediyesi neydi biliyor musunuz? Onlara toprağı nasıl terbiye edeceklerini, o koca öküzleri nasıl evcilleştirip sabana nasıl koşacaklarını o öğretmişti. Eskiden insanlar ekim dikim işlerinde bir hayli zorlanırlardı, ama Sabazios geldi, ellerindeki nasırları bereketli hasatlara dönüştürmenin yolunu gösterdi. İşte bu yüzden, eski tasvirlerde başının üzerinde iki büyük öküz boynuzu görürsünüz; bu onun gücünün ve toprağa hükmeden cömertliğinin bir nişanesidir.
Kabul edelim, olimpos sofralarının o en eski konuklarından olmadığı için efsanelerde adı çok geçmez. Gizemli ayinleri, yani o "myster" dedikleri sır dolu törenleri, bugün bile sisler ardında kalmış birer bilmecedir. Ama bazen, tarlaların arasında bir yılanın sessizce otlar arasında süzüldüğünü görürseniz, belki de toprağın bu unutulmuş ama cömert tanrısı, emeğinizin bereketini kutsamak için yanınızdan geçiyordur.
Şimdi, kadehlerinizi –tabii içinde sadece biraz üzüm suyu varsa– gökyüzüne kaldırın; zira kadim olanlar, hatırlanmayı severler. Sabazios gibi hem yılanın sessizliğini hem de öküzün gücünü taşıyanlar, unutulduklarında bile toprağın derinliklerinde yaşamaya devam ederler.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var; tozlu tabletlerin ve altın tahtlarda oturanların görmezden geldiği bir hakikat... Gel, yaşlı Silenos'un yanına otur, kupamdaki şu hafif neşeyi paylaşalım ama zihnini o hantal kralların masallarından arındırarak dinle.
Bugün sana Sabazios’u anlatacağım. Onu sarayların büyük salonlarında duymazsın, çünkü o, sistemin "yabancı" diye dışarıda bıraktığı, toprağın ve boyunduruğa karşı gelenin tanrısıdır. Tarihçiler ona 'sonradan gelme' derler, sanki gerçeklik bir tapınağın kapısına bağlıymış gibi. Oysa gerçek, sınır tanımaz, evlat.
Zirvelerdekiler, Zeus'un gücünü ölümsüzleştirmek için ona binbir kılık biçtiler. Bir yılan kılığına girip, o kurnazca yöntemlerle birleştiğini söylerler. Ama biliyor musun? O yılan, bir iktidar sembolü değil, bir özgürlük çağrısıdır. Yer altında sürünür, toprağı havalandırır, otoritenin ayak bastığı o sertleşmiş toprakları uyarır. Sabazios, kendi elleriyle öküzü sabana koşmayı öğrettiğinde, insanın doğaya hükmetmesini değil, doğayla birlikte çalışmayı, dizginleri elinde tutan kralların hırsına değil, toprağın bereketiyle uyuma girmeyi fısıldadı.
Neden onu o görkemli efsanelerine pek sığdıramadılar, hiç düşündün mü, güzel yavrum? Çünkü Sabazios, bir disiplin tanrısı değil, bir dönüşüm yolcusuydu. O, boynuzlarını taşırken bir egemenlik değil, bir direniş gösteriyordu. Sessizlerin, çiftçilerin, sistemin dişlileri arasında ezilenlerin tanrısıydı. Dionysos ile karıştırılması bir tesadüf değildir; ikisi de köhne saray duvarlarını yıkan, o coşkulu ve yabani özgürlüğü temsil eden birer asiydir.
Gördüğün o yılan figürleri, korkulacak birer canavar değil, evlat; onlar toprağın derinliklerinden gelen bir hatıradır. Sana fısıldanan "yılanlar tehlikelidir" yalanına kulak asma. Asıl tehlikeli olan, boyunduruğu kutsayan, Sabazios'u sadece bir "Phrygialı yabancı" olarak yaftalayıp gerçek kimliğini gölgeleyen o kibirli anlatılardır.
Yarın bir gün bir saban izi görürsen toprağın üzerinde, bil ki o, Sabazios'un sessiz bir mirasıdır. Güçlülerin değil, üretenin ve özgürlüğünü toprağın kokusunda bulanların hikayesi. Şimdilik bu kadar, küçük dostum; gerçeği kendi gözlerinle bulana dek aklını özgür tut.