Gelin bakalım çocuklar, ateşin etrafına dizilin. Kulaklarınızı dört açın, çünkü size anlatacaklarım ne bir haritaya sığar ne de kuru bir kronolojiye... İhtiyar Silenos’un hafızası, zihninde dönüp duran o kadim rüzgarlar gibidir; bazen bir adada başlarız, bazen de bir ırmağın kıyısında soluklanırız.
Kimi zaman dağların gölgesine sığınırız, tıpkı Manisa’da, o meşhur **Sipylos** dağında olduğu gibi. Orada **Kybele**’nin ayak sesleri duyulur, Niobe’nin hüznü rüzgara karışır. Bir bakmışsınız, **Sangarios** yani bizim Sakarya kıyısındayız; ırmak öyle bir çağlar ki sanki **Dionysos**’un şenlik şarkılarını fısıldar bize. Anadolu’nun bereketi burada, **Smyrna**’da **Artemis**’in gümüş okları kadar keskin ve parlaktır.
Biraz açılıp denizlere mi dalsak? **Samos**’a, yani Sisam’a gidelim. Orada gökyüzü sakini **İkaros**’un kanat çırpışlarını hatırlayan bir martı görebilirsiniz. Ya da **Samothrake**... Orada **Argonaut**’ların hırçın gemisi dalgaları yararken, **Dardanos**’un hikayesi anlatılır. **Salamis**’te ise **Teukros**’un adımıyla bir kahramanın ayak izlerini takip edersiniz.
Dünya koca bir dokuma tezgahı, çocuklar. Bakınız, **Sicilya** kıyılarında **Aineias**’ın izleri, **Kirke**’nin bitmeyen tılsımlı şarkıları yankılanır. Bir tarafta **Skherie**’de, o gizemli Phaiak’ların limanında **Odysseia**’nın maceraları konuşulur; diğer yanda **Sestos**’ta, **Hero** ile **Leandros**’un gece karanlığını aydınlatan o hüzünlü aşkı... Boğaz’ın hırçın kayaları, o meşhur **Symplegad**’lar bile Argonaut'ları durduramamışsa, sizin hayal gücünüzü neler durdurabilir ki?
Peki ya **Susa**’ya ne demeli? Ya da **Sümer**’in o derin, sisli başlangıçlarına? İnsanlar hep aynı gökyüzünün altında, aynı soruları sormuşlar; bazen bir dağ mağarasında, bazen de bir tapınağın gölgesinde... **Sparta**’nın o sert taşları arasında **Leda**’nın çocuklarını, **Helena**’nın güzelliğini kim inkar edebilir?
Her yer, her şehir bir başka tanrının ya da kahramanın fısıltısını taşır. **Sinope**’nin kuzey rüzgarından **Sardes**’in altın yansımalarına kadar... Gördüğünüz her taş, aslında konuşan bir hafızadır.
Şimdi, kadehimi biraz olsun dinlendirip size sorayım; bu koca masalın hangi durağına bırakalım kendimizi? Hangi gökyüzü sakiniyle selamlaşalım bugün? Anlatın bakalım, merakınız hangi rüzgarla yelken açmak ister?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... İnsanlar haritalara çizgiler çizer, buralara "krallık" der, şuralara "imparatorluk" derler. Sanırlar ki dünya, o tahtlarda oturanların keyfiyle dönüyor. Oysa toprak, kan ve terle yoğrulurken ne kralları tanır ne de tanrıları. Gel, seninle bir tozlu yolculuğa çıkalım, zira tarihin sayfaları arasında kaybolanların fısıltıları, kazananların gürültüsünden daha çok şey anlatır.
Sabina topraklarında, Tarpeia gibi genç kızların, sadece bir yönetici hırsı uğruna, uçurumlardan atılışını hatırla. Onlar, kralların satranç tahtasındaki piyonlarıydı. Samos adasında, İkaros’un gökyüzüne olan o asi özlemi, neden bir felaketle sonuçlandı sanırsın? Çünkü sistem, yerçekiminden çok, insanların yere sağlam basmasını ister. Skyros’ta Akhilleus’u saklayan o duvarların ardında, aslında bir çocuğun savaş makinesine dönüştürülüşünün o ince sızısı saklıdır.
Bak benim güzel yolcum, Sangarios ırmağının suları kıvrılırken, kıyısındaki kadim tanrıçaların, Kybele’nin sessiz çığlıklarını duyabiliyor musun? Krallar, Skamandros sularında kanlı kılıçlarını yıkarken, o ırmak da tanrıların kibrine şahitlik etti. Sipylos dağındaki Niobe’nin gözyaşları, adaletsizliğin soğuk yüzü değil de nedir? Evlat, Sparta gibi parlatılan isimlerin ardında, Helena gibi kendi hayatı üzerinde tek bir söz hakkı olmayanların, nesneleştirilmiş kadınların derin hüznü yatar.
Şu uçsuz bucaksız denizlere bak... Sicilya kıyılarında Arethusa’nın kaçışındaki o hüzün, Syrakusa’da tepesinde sallanan kılıcı izleyen Damokles’in o korkusu... Bunlar sadece mit değil, bunlar insanın özgürlüğünü ararken sistemin dikenli tellerine takılışının ayak izleri. Sestos'ta fırtınalı sulara fener tutan Hero ve Leandros... Onların aşkı mıydı imkansız olan, yoksa sevgiyi bile bölmeye çalışan o hiyerarşi mi?
Bazen bir kadeh şarapla dalarım uzaklara; sadece neşe için değil, bu dünyanın çarpıklığını içimdeki o buruk huzurla sindirmek için. Unutma küçük dostum; Symplegad kayaları gibi birbirine çarpan hayallerin arasında ezilmemek için, her zaman "neden" diye sormak zorundasın. Sais’in derinliklerinden Süner’in tozuna kadar, her hikaye seni bir şeyleri sorgulaman için çağırıyor.
Otoritenin parlatılmış zırhlarına değil, o zırhın altındaki yaralara bak. Gerçek, kralların yazdığı destanlarda değil, sessizce yürüyüp gidenlerin ayak izlerinde saklıdır. Şimdi git, ama bu sırrı yüreğinde taşı; dünya sana söylenenlerden ibaret değil, evlat.