Thesauros Mythology Rüzgârlar

Rüzgârlar

Rüzgârlar

Boreas, Notos, Zephyros ve Euros; gökyüzünün dört deli fişeği. Kimi zaman denizleri birbirine katan, kimi zaman ise yelkenleri şişiren tanrısal güçler.

Mitolojik anlatılarda varlıkları dört ana kolda somutlaşan rüzgarlar; Notos (Lodos), Boreas (Poyraz), Zephyros ve Euros isimleriyle anılırlar. Yerel terminolojimizde Notos ve Boreas, ufak ses değişimleriyle lodos ve poyraz olarak yankılansa da, pusuladaki kırk beş derecelik kaymalar, hükmedici zihnin yönleri kendi hiyerarşisine göre yeniden tanımlama arzusunu ele verir; nitekim Notos kıbleye, Boreas yıldıza evrilmiştir. Benzer şekilde, batıdan esen Zephyros karayele, doğudan gelen Euros ise keşişlemeye dönüşmüştür. Rüzgarların karakterleri, özellikle Odysseia metinlerinde, doğanın denetimsiz gücünü otoritenin oyuncağı haline getiren bir kurguyla yansıtılır. Bu tasvirleri Hesiodos ve Homeros’un şu mısraları pekiştirir:

Hesiodos, Theog, 378:
Şafak, Astraios ile birleştiğinde, yeryüzünün dizginlenemez nefeslerini; gökleri arındıran Zephyros’u, dizginleri kopmuş Boreas’ı ve Notos’u yeryüzüne salıverdi.

Homeros, Odysseia, V, 291: Poseidon, Odysseus’un özgürce Phaiak topraklarına yöneldiğini gördüğünde, mutlak kudretini hatırlatmak istercesine düzeni bozar:
Üst üste yığdığı bulutlarla denizin huzurunu kaçırdı; elindeki üçlü yaba, doğanın yıkıcı kaotik enerjisini serbest bırakmak için bir araçtı. Euros, Notos, uluyan Zephyros ve koca dalgaları kıskıvrak yakalayan Boreas’ı aynı anda üzerlerine salarak, dört bir yandan esen bir tahakkümle denizi karanlığa gömdü.

Homeros, Odysseia, X, 19 vd.: Aiolos, rüzgarların yöneticisi olarak atandığında, doğanın öngörülemezliğini dokuz yaşındaki bir sığırın derisine hapsetti. Otorite, akışkan olanı denetim altında tutmak için gümüş bir sicimle tulumun ağzını bağlayarak kendi yasasını koydu; çünkü yellerin sahibi, dilediğini durdurma ve dilediğini hükmüne tabi tutma yetkisiyle donatılmıştı. Gemiye bağlanan bu tutsaklık, Odysseus’un yolculuğunu güvence altına alsa da, arzunun ve merakın tetiklediği itaat kırılmasıyla tüm yeller özgürlüğüne kavuştu. Kontrolü kaybeden sistem, rüzgarları tekrar kaosa sürüklerken, baba toprağına duyulan aidiyeti dahi aşan bir sürgünle cezalandırıldılar.
Silenos
Şöyle yanaşın bakalım, ateşi biraz daha körükleyin. Gözlerinizdeki o merak pırıltısını görüyorum; tıpkı eski günlerde, okyanusun ötesinden gelen hikayelerle uyumadan önce büyülenmiş gibi... Bugün size gökyüzü sakinlerinin yaramaz çocuklarından, yani o dört yaman rüzgardan bahsedeceğim.

Şafak Tanrıça Astraios ile el ele verip gökyüzüne o coşkun, yerinde duramayan evlatları saldığında, dünya bugünkü gibi sakin değildi. Önce şu dört kardeşi tanıyalım; gerçi isimleri zamanla bizim kıyılarda biraz yer değiştirse de, huyları hiç değişmedi.

Boreas vardır, hani bizim buralarda "Poyraz" dediğimiz; o kadar azgındır ki, geçtiği yeri dondurmadan bırakmaz. Bir de Notos var, nam-ı diğer Lodos; o estikçe denizler kabarır, gemiler beşik gibi sallanır. Zephyros, yani o hafiften esen Batı yeli, en nazik olanlarıdır; etrafı süpürür, gökyüzünü pırıl pırıl eder. Euros ise doğudan çıkıp gelen, keşişleme derler ya hani; o da kendi havasında, biraz huysuzdur.

Bir keresinde, o çok bilmiş Odysseus, hani şu meşhur Akhilleus’un dostu diyemesek de, yolların yorgunu olan o kahraman... Aiolos, yani şu yellerin efendisi olan tanrı, ona bir hediye vermişti. Dokuz yaşında bir sığırın derisinden koca bir tulum! İçine tüm o yaramaz rüzgarları hapsetti; gümüş bir sicimle düğümledi ki, gemi sağ salim evine dönsün. Ama gelin görün ki, Odysseus’un yanındaki tayfa, bizim gençler gibi meraklı, biraz da sabırsız... "Bakalım içinde ne var?" diye o tulumu bir çözdüler!

Aman efendim, o ne gürültü! Zephyros, Boreas, Notos ve Euros... Hepsi aynı anda tulumdan fırladı. Gökyüzü karardı, deniz sanki kükreyen bir canavar gibi kabardı. Poseidon, o üçlü yabasını denize bir vurdu mu, dalgalar gökyüzüne değdi. Zavallı Odysseus, evine yaklaştığını sanırken bir anda kendini uçsuz bucaksız, köpüklü suların ortasında buluverdi.

İşte böyle çocuklar; rüzgarların da insanlar gibi kişilikleri vardır. Kimisi naziktir bir fısıltı gibi geçer, kimisi ise Aiolos’un tulumundan yeni çıkmış bir fırtına gibi etrafı birbirine katar. Şimdi gidip pencerenin kenarına oturun ve dışarıdaki uğultuyu dinleyin; bakalım hangisi geçiyor kapınızın önünden? Boreas mı, yoksa nazlı Zephyros mu?

Haydi, gözlerinizi kapatın. Belki rüyalarınızda, gümüş sicimlerle bağlanmış o büyük tulumu görürsünüz. Ama sakın ha, merak edip o sicimi çözmeye kalkmayın; yoksa annenizle babanız uyandığında ortalığı birbirine katan bir fırtınayla karşılaşırlar, benden söylemesi!

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme