Thesauros Mythology Romulus

Romulus

Romulus

Kurt sütüyle beslenen Romulus, kardeşi Remus’u öldürerek kurduğu Roma’nın ilk kralı oldu. Efsanevi hayatı, tanrı Quirinus olarak göğe yükselişiyle bitti.

Roma, kendi egemenlik kurgusuna derinlik kazandırmak adına, tarihsel gerçeklik ile mitolojik anlatıların sınırlarını belirsizleştirerek devletin meşruiyetini kadim bir geçmişe dayandırmayı bir zorunluluk görmüştür. İktidarın sürekliliği için masalsı öğelerle tahkim edilmiş bu anlatı, aslında devletin doğuşundaki şiddetin üzerini örtmek için tasarlanmış bir meşruiyet zeminidir.

Anlatı, Alba kralı Numitor’un tahttan indirilip sürgüne gönderilmesi ve kızı Rea Silvia’nın zorunlu bir bekaret düzenine (Vestal rahibeliği) mahkum edilmesiyle başlar. Tanrı Mars’ın müdahalesiyle gebe kalan Rea Silvia’nın çocukları Romulus ve Remus, iktidarın devamlılığına tehdit olarak görülerek Tiber nehrine bırakılır. Kaderin ağlarını ördüğü o sığlıkta bir kurt tarafından beslenen bebekler, düzenin çarkları tarafından dışlanmış bireyler olarak hayata tutunurlar. Çoban Faustulus ve eşi Acca Larentia tarafından büyütülen ikizler, güç kazandıklarında, kendi meşruiyetlerini tesis etmek üzere saraya yönelirler; Amulius devrilir, Numitor iade-i itibar kazanır ancak ikizler kendi hükümranlık alanlarını yaratmak için Alba’yı terk ederler. Şehir kurulumu sırasındaki kehanet yarışında Romulus, gökyüzünün dilini kullanarak tahakküm alanını genişletir; ancak iktidar paylaşımına yer olmayan sınır çizgisini ihlal eden Remus, kardeşinin eliyle öldürülür. Tekil egemenlik, bir sınırı aşan ilk cesedin üzerine inşa edilmiştir.

Romulus, kurduğu şehri tahkim etmek için çevredeki her türlü dışlanmışı, hırsızı ve katili Capitolium’daki sığınağa davet eder; zira otoritenin en sadık köleleri genellikle toplumun dışladığı çaresizlerden devşirilir. Toplumsal devamlılık için kadın gereksinimi, Sabin şenliğindeki gasp ve kaçırma eylemiyle karşılanır; bu, bir devletin kendi varlığını sürdürmek için şiddeti nasıl meşru bir araç haline getirdiğinin tipik bir örneğidir. Tarpeia’nın ihaneti gölgesinde ilerleyen bu süreç, Romulus ve Sabin kralı Tatius arasında kırılgan bir ortaklığa evrilse de, Tatius’un ortadan kaldırılmasıyla güç tekrar tek elde merkezileşir. Romulus’un gizemli ölümü, devletin bekası için inşa edilen "ilahi yükseliş" efsanesiyle Quirinus kimliğine büründürülür. Oysa bu kutsal perde, krallarının otoriterleşmesinden ve mutlaklaşan tahakkümünden yorulan senatörlerin elinden çıkmış bir siyasi cinayeti gizlemek için üretilmiş bir illüzyondur; zira devlet, kendi yarattığı tanrının gölgesinde halkını yönetmeyi, kanlı bir gerçeği kabul ettirmekten daha güvenli bulmuştur.
Silenos
Ah, yaklaşın bakalım minik dostlarım! Şöyle ateşe yakın oturun da, size devasa bir imparatorluğun nasıl bir çift küçük bebekle, üstelik bir kurdun gölgesinde başladığını anlatayım. Romalılar bu hikayeyi o kadar çok severler ki, neyin gerçek neyin masal olduğunu ayırmaktan vazgeçmişlerdir. Varsın olsun, biz de gerçekle hayal arasındaki o ince çizgide dans edelim.

Hikayemiz Alba krallığında, taht kavgasıyla kızışır. Kötü kalpli Amulius, kardeşi Numitor’u tahtından edip hapse atar. Amacı belli; soylarını tüketmek! O yüzden Numitor’un kızı Rea Silvia’yı, tanrılara hizmet etsin diye bir rahibe yapar. Ama kaderin ağları başka türlü örülmüştür. Rea Silvia, savaşın kudretli tanrısı Mars’ın ilgisini çeker ve bir gece vakti ikizlere gebe kalır.

Amulius bu durumu öğrenince küplere biner! Bebekleri bir sepete koydurup Tiber Nehri’ne fırlattırır. Nehir o gün nazlıdır, sular çekilir ve bebekleri kıyıya bırakır. İşte o an, bir dişi kurt gelir. Kendi yavrularını kaybetmiş olan bu anaç hayvan, ikizleri bir lütuf gibi görür, onlara annelik yapar. Sonra da Faustulus adında bir çoban onları bulur, alır evine götürür. İkizler, Romulus ve Remus, çobanın evinde büyürken bile damarlarında akan o yüksek kanın ağırlığını taşırlar; güçlüdürler, cesurdurlar.

Yıllar geçer, Amulius’un oyunları bir bir bozulur. İkizler sarayı basıp büyükbabaları Numitor’u tekrar tahta oturturlar. Ama kendi şehirlerini kurmak isterler. İşte burada işler karışır! Hangi tepeye kurulmalı? Gökyüzü sakinlerine danışalım, kuşların uçuşuna bakalım demişler. Remus altı akbaba görür, Romulus ise tam on iki! Romulus kazanmıştır. Palatinus tepesinde bir sınır çizer ve "Bu sınırı geçen ölür!" diye kükrer. Remus, biraz şımarık biraz da küskün, "Bu da sınır mıymış?" dercesine üzerinden atlayınca... ah, evet, ne yazık ki Romulus onu oracıkta devirir.

Romulus artık tek başınadır. Şehrini doldurmak için bir sığınak kurar; hırsızlar, kaçaklar, başı belada olanlar... herkes gelir! Fakat bir sorunları vardır: Ortamda hiç kadın yoktur! Romulus yine o kurnaz zekasını kullanır, komşu Sabinleri bir şölene davet eder. Şenlik tam tepedeyken, Sabinlerin kızlarını kaçırırlar! Sabinler savaşa gelir ama kızlar, babalarıyla kocaları arasına girip "Yapmayın!" diye yalvarınca barış sağlarlar. İki halk birleşir, şehir büyür.

Romulus’un sonu ise tam bir bilmecedir. Bir gün Mars alanında ordusunu teftiş ederken, aniden gök gürler, şimşekler çakar, öyle bir fırtına kopar ki göz gözü görmez. Kasırga dindiğinde, kral ortada yoktur! Kimi der ki, tanrılar onu göğe çekip Quirinus adıyla bir tanrı yaptı. Kimi de fısıldar ki; senatörler onun zorbalığından bıkmış, bu kargaşayı fırsat bilip adamı ortadan kaldırmışlar.

Şimdi, hangisine inanmak istersiniz? Romulus göklere uçan bir kahraman mıydı, yoksa insanların dünyasından sessizce çekilip giden hırslı bir kral mı? İnanın bana, tarihin en güzel tarafları, cevabını asla tam bilemeyeceğiniz o esrarlı boşluklarda gizlidir. Şimdi gidin, biraz şarap... pardon, biraz meyve suyu için de rüyalarınızda o iki akbabayı arayın bakalım!

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme