Thesauros Mythology Roma

Roma

Roma

Roma, kimi efsanelerde Odysseus’un oğlu Romos’la, kimilerindeyse gemileri ateşe veren Troyalı esir Roma ile anılan kadim şehrin efsanevi kurucusudur.

Roma’nın kuruluşuna dair anlatılar, tarihin kimin sesiyle yazıldığına dair çelişkili bir labirent sunar. Bir rivayet, Kirke ile Odysseus’un birlikteliğinden doğan Romos’un kente adını verdiğini fısıldarken; bu, iktidarın soyağacını mitolojik bir meşruiyetle taçlandırma çabasını akla getirir. Daha mütevazı ve tarihsel akışa yakın bir diğer anlatıda ise, Aeneas ile Odysseus’un kıyıya taşıdığı Troyalı esir Roma, kendi iradesiyle gemileri ateşe vererek zorunlu göçe ve tahakküme karşı pasif bir direniş örgütler. Palatinus tepesinin eteğinde ateşle yazılan bu başlangıç, esaretin bitişini simgeleyen bir irade beyanıdır; fakat ne ironiktir ki, bu isyanın faili olan kadın, sonradan sistemin kendisine bir tanrıça katı inşa edilerek, kendi kurduğu düzenin koruyucu figürüne ve bir disiplin aracına dönüştürülmüştür. Kentin ismi, özgürleşme arzusundan doğan bir eylemden ziyade, iktidarın ihtiyaç duyduğu tanrısal bir kılıfa büründürülerek tarihsel bir kurgu haline getirilmiştir.
Silenos
Bak evlat, kulaklarını iyice aç da sana nasıl başladığını anlatayım bu koca şehrin. Hani şu yedi tepeli, taşları tarihe meydan okuyan Roma var ya... Doğrusunu istersen, o şehrin kökeni biraz senin kafandaki karmakarışık rüyalara benzer; hangisi gerçek, hangisi hayal kestirmek güçtür.

Bazıları der ki, o meşhur gezgin Odysseus, hani şu zekasıyla tanrıları bile şaşkına çeviren adam, hani şu büyücü Kirke’nin adasına uğrayan... İşte o günlerde Kirke’den bir oğlu olmuş, adına da Romos demişler. İnanır mısın, şehrin adının o çocuktan geldiğini söyleyenler var. Ama gel gör ki, anlatılan her şey o kadar basit değil.

Bir de daha inandırıcı, daha sağlam bir masal vardır ki, benim favorim budur. O vakitler, Troya’nın küllerinden doğan kahraman Aeneas ve yol yorgunu Odysseus, yelkenlerini Latium kıyılarına indirmişler. Yanlarında da bir sürü yorgun, bıkkın ve artık ev hasretiyle yanıp tutuşan Troyalı esir varmış. Bu esirlerin arasında Roma adında, gözleri denizlerden bile daha mavi, yüreği ise bir kor gibi yanan bir kız varmış.

Kızcağız, uçsuz bucaksız denizlerin dalgalarından, o bitmek bilmeyen yolculuktan öylesine bıkmış, öylesine usanmış ki... Bir gece gemideki diğer arkadaşlarına fısıldamış: "Artık durmalı, artık kök salmalıyız!" Ve ikna etmiş onları; gemilerin iplerini çözüp, tahtalarını ateşe verivermişler. Düşünsene, o koca gemiler birer kıvılcım gibi parlayıp sönmüş. Artık geri dönüş yolu kalmamış!

İşte o an, Palatinus tepesinin eteğinde, toprağın bereketine sığınmışlar. Şehri o kızın adıyla, yani Roma diyerek kurmuşlar. Sonra da bu kız, gökyüzü sakinlerinin gözünde öylesine yücelmiş ki, sadece bir isim olmaktan çıkıp bir tanrıça gibi saygı görmeye başlamış.

Tabii, şimdi bazıları çıkar da "Silenos, bu tamamen siyasi bir kurgu!" der. Varsın desinler! İnsanlar bazen, yaptıkları büyük işleri haklı çıkarmak için böyle güzel masallara sığınırlar. Ama unutma, en güzel efsaneler, bir parça ateşle, biraz yorgunlukla ve bolca "artık buradayız" deme arzusuyla başlar. Kim bilir, belki de o gemileri yakan kızın ruhu, bugün hala o taş sokaklarda geziniyordur, ne dersin?

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme