Thesauros Mythology Rheia (veya Rhea)

Rheia (veya Rhea)

Rheia (veya Rhea)

Kronos'un yuttuğu çocuklarını kurtaran, Olympos tanrılarının anası Rheia; Zeus'u bir taş hilesiyle saklayarak kaderin akışını değiştiren yüce tanrıça.

Gaia ve Uranos’un birleşmesinden vücut bulan Rheia, annesinin ilk tanrısal kuşakta tecrübe ettiği o döngüsel yazgının adeta bir yansımasını, ikinci kuşakta kendi varlığıyla yeniden kılar. Kardeşi Kronos ile kurduğu birliktelik, Olymposluların teşekkülüne zemin hazırlarken, iktidarın kendi sürekliliğini koruma arzusu her yeni doğamı bir tehdit olarak kodlar. Hesiodos’un aktardığı üzere; Uranos’un miras bıraktığı o kadim korku, yani tahtın bir evlat eliyle el değiştireceği kehaneti, Kronos’u mutlak bir tahakküme, kendi soyunu yok etme eylemine iter. Egemenin güvenliği, doğanın sunduğu yaşamı bir lokmada öğütmeyi gerektiren hiyerarşik bir dehşettir.

Rheia, bu otoriter öğütücülüğe karşı boyun eğmek yerine, Gaia ve Uranos’un rehberliğinde Girit’teki Lyktos mağarasının karanlığına sığınarak varoluşu koruma altına alır. Kronos’un gözünü boyamak için bir taş parçasını kumaşlara sarıp sunması, biçimsel bir itaatin ardına gizlenmiş stratejik bir direniştir; o, efendisine sadece bir nesne değil, kendi iktidarının yıkımını temsil eden sahte bir mührü yutturur. Zeus’un bu mağarada serpilip Titanların mutlakiyetine son verişi, kaçınılmaz olanın hiyerarşiyi parçalama hikayesidir. Ana Tanrıça kimliğiyle, doğumu gerçekleştirmek için toprağa yasladığı ellerinden dökülen parmak izlerinin Daktylosları, yani o kadim cinleri yarattığı efsanesi, üretimin ve yaşamın iktidar bağımlı olmayan yeraltı köklerine işaret eder. Onun bu arketipsel silueti, Kybele ile birleşen ve tahakkümün üzerinde yükselen o kadim, bereketli başkaldırının izidir.
Silenos
Gelin buraya küçükler, ateşin başına biraz daha yaklaşın. Bugün size, o koca gökyüzü sakinlerinin bile adını anarken biraz çekindiği, anaç mı anaç ama bir o kadar da gözü pek bir anneden, Rheia’dan bahsedeceğim.

Rheia, hani şu toprağın, bereketin ve anneliğin kadim koruyucusu... Bir zamanlar, dünya henüz bugünkü gibi değilken, her şeyin başında olan Gaia ve Uranos’un kızıdır kendisi. Kendi kardeşi, zamanın ve kaderin bekçisi Kronos ile birleşip o görkemli Olymposlu soyunu başlatmıştır. Ama işler öyle "bir varmış bir yokmuş"la başlamadı, biraz sancılı başladı doğrusu.

Kronos, bilirsiniz, biraz evhamlı biridir. Kendi babası Uranos’un başına gelenleri biliyordu; kaderin ağlarını örenler, bir gün kendi oğlunun onu tahtından indireceğini fısıldamıştı kulağına. Kronos da ne yaptı dersiniz? "İçeri alırsam dışarı çıkamazlar," diye düşündü herhalde, doğan çocuklarını tek lokmada yutuverdi! Bir baba düşünün, evlatlarını midesinde saklıyor... Rheia’nın halini bir düşünün; bir anne için evladını kucağına alıp da hemen kaybetmekten daha büyük bir keder olabilir mi?

Ama Rheia, sadece ağlayan bir anne değildi; aynı zamanda zeki ve planlı bir kadındı. En küçük oğlu Zeus dünyaya geleceği zaman, babası Uranos ve annesi Gaia’dan bir akıl aldı. Girit’in derin, karanlık Lyktos mağarasına sığındı. Orada, el çabukluğuyla bir kayayı kundaklara sardı, sanki bir bebekmiş gibi özenle bağladı. Kronos, büyük bir iştahla o kundağı aldığı gibi yutuverdi. Zavallı Kronos, yediğinin bir bebek değil, sert mi sert bir kaya olduğunu bile anlamadı. Siz siz olun, gözünüze kestirdiğiniz her şeyi bir çırpıda yutmayın, midenize yazık!

İşte küçük Zeus, o mağarada güvenle büyüdü, güçlendi ve sonunda babası Kronos’a o büyük dersi verdi. Rheia’nın o günlerde yaşadığı telaşın başka bir hikayesi daha vardır; derler ki, Zeus’u doğururken sancıdan ellerini toprağa öyle bir bastırmış ki, parmaklarının izi toprağa kazınmış. O izlerden de Daktyller dediğimiz, parmak kadar küçük, marifetli cüceler türemiş. Bazıları bu cücelerin ateşle ve metalle oynamayı o gün Rheia’dan öğrendiğini söyler.

Rheia, o günden beri sadece bir tanrıça değil, doğanın ana kucağıdır. Dağlarda, mağaralarda yankılanan her nefeste, toprağın her bereketinde onun bir izi vardır. Bazıları ona Kybele der, bazıları Ana Tanrıça; ama siz onu sadece Rheia olarak bilin. Şarabımdan bir yudum alırken bazen düşünürüm; dünya bu kadar gürültülü ve kavgacıysa, bunun sebebi belki de en başta yenen o taşın mideye oturmuş olmasıdır, kim bilir?

Haydi bakalım, uykunuz gelmedi mi henüz? Yıldızlar gökyüzünde parlıyorken hikayeler bitmez, ama uykusuz kalan çocukların da tadı tuzu olmaz. Yarın devam ederiz.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme