Gelin bakalım şöyle, ateşin başına yaklaşın. Ayaklarınızı uzatın, soğuk rüzgarın sesini dışarıda bırakın. Size bugün, hani o Olimpos’un yükseklerinden aşağıya, insanların arasına sık sık uğrayan Zeus var ya, işte onun çocuklarından birinden bahsedeceğim. Adı Rhadamanthys. İsmi biraz ağızda yuvarlanıyor değil mi? Ama kendisi, kuralları bizim gibi yuvarlamayan, aksine dümdüz çizen biridir.
Her şey gökyüzü sakinlerinden Zeus’un, Europe adında güzeller güzeli bir prensese gönlünü kaptırmasıyla başladı. Europe, Girit’e gelin gittiğinde yanında bu üç yiğit oğlunu da getirmişti. Kardeşleri Minos krallık tacıyla ilgilenirken, bizim Rhadamanthys’in aklı başka bir yerdeydi; o, insanların nasıl huzurla bir arada yaşayabileceğini düşünürdü.
Siz hiç karmaşayı gördünüz mü? Kargaşa bir yumak gibidir, ucu kaçarsa kimse çözemez. Rhadamanthys işte o düğümleri çözen adamdı. Girit’te yasalar öyle karmakarışık, öyle belirsizdi ki, insanlar ne yapacağını şaşırırdı. Rhadamanthys aldı eline kaleminiya da o devirde ne kullanılıyorsa artık, töreleri, adetleri, şu "yapılır" ve "yapılmaz" dediklerimizi bir düzene soktu. Her şeyden öte, adaleti öyle sağlam tuttu ki, onun mahkemesine giden, yanlışını kendi kendine anlardı.
İnsanlar öyle sevdi ki onun bu dürüstlüğünü, ölüm gelip kapılarını çaldığında bile, yeryüzünün ötesindeki o karanlık, gizemli dünyada yargıçlık görevini ona bıraktılar. Düşünsenize, bir tarafta Minos, bir tarafta Aiakos ve tam ortada Rhadamanthys... Şimdi onlar, yerin altındaki o uçsuz bucaksız diyara gelen ruhlara, "Bak bakalım hayatında neler yapmışsın?" diye soruyorlar.
Kimi insanlar yeraltını korkunç bir yer sanır, oysa Rhadamanthys gibiler oradayken, adalet terazisi sadece iyiliği arar. Yani evlatlarım, bir gün siz de kendi hayatınızın terazisini elinize aldığınızda, Rhadamanthys’in o keskin ama hakkaniyetli bakışını hatırlayın. Doğru olanı yapmak, aslında gökyüzü sakinlerinin değil, tam da insanın kendi vicdanının şanındandır.
Hadi bakalım, şimdi o güzel gözlerinizi kapatın. Rhadamanthys’in terazisinin tıkırtısını hayal edin; o tıkırtı ki, aslında huzurun sesidir. Bir gün size yine anlatırım; belki bu sefer, o keskin yasaların bile yumuşadığı, neşenin hüküm sürdüğü bir akşam vakti...
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var; hani o altın yaldızlı tahtların ardındaki tozlu koridorlarda saklanan türden... Yaklaş, dizlerimin dibine otur. Bugün sana Rhadamanthys’i anlatacağım, ama kitapların "adalet dağıtan bilge yargıç" diye övdüğü o donuk heykeli değil. Gerçeğin kendi suretini...
Rhadamanthys, gökyüzünün efendisi Zeus ile Europe'nin birleşmesinden doğan üç çocuktan biriydi. Europe... Hani o devasa bir boğanın sırtında kaçırılan, kralların oyuncağı haline getirilen talihsiz kadın. Olaylar durulduğunda, Europe kendini Girit kralının sarayında, aslında hiç istemediği bir hayatın içinde buldu. Rhadamanthys ve kardeşleri işte bu sarayda, güç hiyerarşisinin tam merkezinde büyüdüler. Ağabeyi Minos tahta çıkınca, Rhadamanthys’e de "yasalar koyma" görevi verildi. Neden mi? Çünkü otorite, kendi sınırlarını çizecek birine hep ihtiyaç duyar. Kendi kurallarını yazanlar, genellikle o kuralların kimleri koruyup kimleri ezeceğini de belirlerler.
Ah benim güzel yavrum, yeryüzündeki yasa denilen şey bazen sadece güçlülerin arzularının süslenmiş halidir. Rhadamanthys, bölgesel töreleri bir düzen içine soktu. İnsanlar onu adaletin sesi sandı, oysa o sadece kralların inşa ettiği bu büyük oyunun kurallarını netleştiriyordu. Göz boyayan o nizamın içinde, sessiz kalanların çığlıkları yasa kitaplarının satır aralarında yitip gitti.
İşte bu yüzden, yeryüzündeki itaatkar hizmetinden dolayıdır ki, Zeus ona ölüler diyarında yargıçlık koltuğunu verdi. Aiakos ve Minos ile birlikte... Düşünsene, yaşayanların dünyasında otoriteyi pekiştirenler, öldükten sonra da yargıçlık koltuğuna kuruluyorlar. O, yeraltının karanlığında bile, kralın kanunlarını hatırlatan o soğuk gölge olmaya devam etti. Ruhlar oraya geldiğinde, yine o aynı sistemin soğuk yüzüyle karşılaştılar.
Bir yudum şarabın getirdiği o hafif neşeyle şunu söyleyebilirim ki; bazen en büyük prangalar, adaletin terazisi adına takılanlardır. Gerçek, o terazinin kefesinde değil, teraziye kimin hükmettiği sorusunda gizlidir. Şimdi git, kendi terazini kendin kur; başkalarının yazdığı yasaların gölgesinde değil, kendi vicdanının ışığında yürü. Çünkü en adil yargıç, hiçbir krallığın oyuncağı olmayandır.