Thesauros Mythology Remus

Remus

Remus

Romulus’un ikizi; Roma’nın kuruluş efsanesinde kardeş kavgasına kurban giden, hırslı ve talihsiz bir kaderin simgesi olan mitolojik figür.

Tiber kıyılarında aynı rahimden doğan, kaderi bir diğerinin gölgesinde biçimlenen o ikiz; sınırların ve mülkiyetin kutsandığı bir düzende, kardeşinin kurduğu düzene çarparak silinmiş bir figürdür. İktidarın tek kişilik bir taht arzusu, varoluşun paylaşılmış kökenini kendi tekeline alırken, Remus’un trajik sonu, mutlak otoritenin inşa edilebilmesi için bir "ötekinin" kurban edilmesi gerektiğinin ilk sessiz kanıtıdır. Onun kısa ömrü ve belirsizleşen hatırası, boyun eğmeyen bir bireyin, kolektif bir irade dayatan kent duvarları altında nasıl ezildiğinin ve hiyerarşinin bekası için nasıl gözden çıkarıldığının bir yansımasıdır. Serüvenine dair ayrıntılar ve trajik finali, Romulus maddesinde detaylandırılmıştır.
Silenos
Şöyle otur bakalım minik dostum, dizlerimin dibine… Ayaklarını uzat, ateşin çıtırtısına kulak ver. Bak, sana anlatacağım delikanlıyı pek kimse anmaz, sanki gölgelerde kalmış bir çocuktur o. Adı Remus.

Hani şu ünlü Romulus var ya, kurdun sütüyle büyüyen, hani şu koca Roma’nın kurucusu sayılan hırslı abi… İşte Remus, onun ikizi. Tıpkı bir elmanın iki yarısı gibiydiler ama kader, bazen o elmayı bıçakla ortadan ikiye bölmeyi sever.

Bu iki kardeş, bir nehrin kıyısında, bir kurdun şefkatiyle hayata tutundular. Düşünsene, gökyüzü sakinlerinin lütfu mudur, yoksa talihin bir oyunu mu; o vahşi doğanın ortasında büyüyüp serpildiler. Büyüdüklerinde ise gözlerini hep yüksek tepelere diktiler. Bir şehir kuracaklardı. Öyle bir şehir ki, güneşin altında parlayacak, surları göğe uzanacak, adı dilden dile dolanacaktı.

Ama bak evlat, hırs dediğin şey bazen bir insanın içindeki o güzelim çocukluğu kemirip bitirir. Remus da, Romulus da aynı toprağa sevdalıydı, aynı hayali kuruyorlardı. Ancak iş, şehri nerede başlatacaklarına gelince, o kardeşlik bağı bir anda incecik bir ipliğe dönüverdi. Gökyüzü sakinleri bu konuda pek sessiz kalırlar; kartallar uçar, bulutlar kayar ama kararı yine insanın kendi elleri verir.

Remus biraz daha toy, biraz daha şakacıydı belki de. Romulus ise, hani o duvarları örmeye kalktığında dünyayı zapt edeceğine inananlardandı. İşte o meşum gün, Remus abisinin ördüğü o henüz kurumamış, çiçeği burnunda surların üzerinden atlayıverdi. Belki bir şaka yapmak istedi, belki de "Benim şehrim senin sınırlarını tanımaz" demek istedi. Ama o sur, ikisinin de kalbindeki kardeşlikten daha önemli hale gelmişti.

Bir kılıç parladı, bir çığlık koptu ve nehrin suyu o gün biraz daha hüzünlü aktı. Remus, daha şehri tam görememişken, adını bile koyamadan göçüp gitti bu dünyadan. Şimdi ona bakınca sadece bir "kardeş" görme; ona bakınca, hırsın nelere kadir olduğunu, en yakın dostun bile bir anlık öfkeyle nasıl yitip gidebileceğini gör.

Efsaneler, kazananı yazar, Remus’u ise gölgelere iter. Ama unutma; bir şehir, üzerinde kan olan bir temelle yükselirse, o taşların arasında her zaman biraz hüzün, biraz da pişmanlık saklı kalır.

Hadi bakalım, gözlerini kapat şimdi. Belki rüyanda o nehir kıyısında koşuşturan iki küçük çocuk görürsün. Ama dikkat et, surlardan atlarken ayağın takılmasın sakın…

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme