Bak evlat, otur şöyle yanıma; bacaklarımın sızısı biraz hafiflesin, sana dünyanın tozlu yollarından, rüzgarın fısıldadığı o eski isimlerden bahsedeyim. Hani şu parşömenlerde yazılı duran ama asıl sesi insanların kalbinde yankılanan yerlerden...
Önce şu **Quirinalis**’ten başlayalım. Romalıların tepesi, hani şu gökyüzü sakinlerinin, İuno ile İupiter’in sanki birer gözlem kulesi gibi baktığı o dik yamaç. İnsanlar oraya tırmanırken nefes nefese kalırlar ama tepede ruhları dinlenir, bilirsin işte; tanrıların gölgesine sığınmak her faninin harcı değildir.
Sonra gözlerini kapat, Akdeniz’in o meşhur maviliğine bak. **Rodos** adası… Güneşin, yani Helios’un öz evladı gibi sevdiği o ada. Bir zamanlar orada Telkhines diye hünerli ustalar yaşardı, denizin dibinden demiri çekip şekil verirlerdi. Sonra Tlepolemos’un gemileri yanaştı kıyıya, Danaos’un hikayeleri karıştığı sulara. Dalgalar oraya her vurduğunda, sanki güneş tanrının altın bir ışığı adanın üzerine serilir.
Ya **Roma** mı? Ah, o koca şehir! Bir avuç topraktan yükselip dünyayı avucuna alan o görkemli hikaye... Aineias’ın uzun yolculuğundan tut, Romulus’un efsanevi adımlarına kadar her taşında bir iz var. Venüs’ün dokunuşu hissedilir surlarında, Saturnus’un kadim bilgeliği saklıdır mahzenlerinde. Kybele’nin davulları çalar yerin altında, İanus ise iki yüzüyle hem geçmişe hem geleceğe bakar. Acca Larentia’nın şefkatli elleri, o şehri büyüten süt gibidir; bazen Aius Locutus’un gizemli sesini duyarsın rüzgarda, “Dikkatli ol!” der gibi.
Ve tabii, o hikayenin en sert köşesinde **Rutul’ler** durur. Turnus’un o hırçın savaşçıları... Aineias İtalya’nın kıyılarına çıktığında, kraliçe Amata’nın tutkusu ve Rutul’lerin kılıçları o toprakların kaderini çizecekti. Bir yanda yeni bir gelecek kurma arzusu, diğer yanda vatanını koruma inadı. İşte böyle evlat; tarih dediğin, bazen bir kadehin dibindeki tortu kadar acı, bazen de gün batımında içilen nektar kadar tatlıdır.
Şimdi söyle bakalım, bu isimlerden hangisi senin düşlerine daha yakın? Gökyüzü sakinlerinin oyunlarını mı merak edersin, yoksa o kılıç şakırtılarının arkasındaki insan hikayelerini mi?
Silenos’un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, dizlerimin dibine otur da anlatayım; hani o altın yaldızlı kitaplarda, mermer heykellerin soğuk bakışlarında okuduğun o parıltılı isimler var ya? İşte onlar, aslında sadece birer toz bulutu. İnsanların "yüce" diye tapındığı o krallar, o şehir kurucular... Hepsi kendi hırslarının esiri, aslında en büyük köleler onlardı. Şarap kadehimdeki son damla gibi, hayatın da tadı bazen buruk, bazen de zehirlidir evlat.
Quirinalis tepesine baktığında bir tanrının görkemini mi görüyorsun? Hayır, orası sadece Iuno ile Iupiter’in, gökyüzündeki koltuk kavgalarını yeryüzüne indirdikleri bir tiyatro sahnesiydi. İnsanlar tepeleri kutsadı ama o tepeler aslında sadece zalimlerin bakışlarını gizlemek için oradaydı.
Denizin ortasındaki Rhodhos adasına kulak ver, benim güzel yavrum. Orada Danaos’un hırsı, Heliosoğulları’nın gururu ve Telkhines gibi zanaatkarların hüznü gizlidir. Tlepolemos gibi savaşçıları oraya gönderip harcayan o sistem, bugün de senin etrafında dönüyor. Birilerinin "zafer" dediği şey, aslında bir başkasının sessizliğe gömülmesidir.
Ve şu Roma... İnsanların kibrinden ördüğü devasa bir ağ. Aineias’ın kanlı ayak izleri üzerinde yükselen o şehirde; Romulus’un kendi kardeşine karşı giriştığı o talihsiz hırsı hatırla. Saturnus’un zamanı yediği gibi, şehir de kendi çocuklarını yer. Anna Perenna’nın gölgelerinde, Aius Locutus’un fısıltılarında aslında hep aynı şeyi duyarsın: "Otorite, kendine tapınacak kurbanlar arar." Kybele’nin kutsal sessizliği bile o şehrin gürültüsü içinde boğulmuştur.
Ah benim zeki yoldaşım, Rutullere ne demeli? Turnus ile Aineias arasındaki o kavgayı "kahramanlık" sanma sakın. İki güçlü erkeğin, Amata gibi kadınların acılarını hiçe sayarak toprakları kendi oyuncakları sanmasıdır o. Şiddet, ne kadar sanatsal bir dille anlatılırsa anlatılsın, geriye sadece soğuk toprak ve kırık kalpler bırakır.
Unutma ey bilge evlat; taç takanların değil, o tacın ağırlığı altında ezilenlerin hikayesi gerçektir. Krallar tarihin sayfalarında yaşar, ama sessiz kalanlar toprağın kalbinde uyur. Gerçek, o mermer sütunların ardında değil, senin kendi zihninin hür kıvrımlarında saklıdır.