Thesauros Mythology Pyrrhos

Pyrrhos

Pyrrhos

Akhilleus’un oğlu Neoptolemos; Truva surlarını yıkan, kral Priamos’un sonunu getiren o hırçın ve kudretli genç savaşçı. İntikamın keskin kılıcıydı.

Akhilleus’un soyundan gelen ve Neoptolemos adıyla da anılan Pyrrhos, babasının bıraktığı kanlı mirasın soğuk gölgesinde şekillenmiş bir figürdür. İktidarın sürekliliği adına, Hekabe’nin acısını bir enstrüman gibi kullanarak Troya’nın son kırıntılarını yok etmesi, yalnızca bir savaşçının zaferi değil, aynı zamanda buyurgan düzenin kendi varlığını meşrulaştırmak için sergilediği kuralsız bir şiddet gösterisidir. Kirke’nin adasında dokunan karmaşık kader ağlarının aksine, Pyrrhos’un varlığı, hükmetme arzusunun yıkıcı bir netlikle cisimleştiği, otoritenin kendi sınırlarını çizmek için başkasının felaketini bir basamak olarak kullanmaktan çekinmediği o keskin eşiği temsil eder.
Silenos
Eline bir kadeh ılık şerbet al da şöyle yanıma, şu zeytin ağacının gölgesine iliş bakalım evlat. Bak, gözlerindeki o merak ışığı hiç sönmesin; çünkü anlatacağım adamın hikayesi biraz keskin bir kılıç ağzı gibidir. Adı **Pyrrhos**. Bazı vakitsiz tarihçiler ona **Neoptolemos** da derler ama biz ona kısaca "o hırçın genç" diyelim.

Hani şu ünlü **Akhilleus**’u bilirsin; hani Truva surlarının önünde topuğundan vurulan o koca savaşçı? İşte bu Pyrrhos, onun oğludur. Babası daha gençken, savaşın o dumanlı tozu toprağına karışıp gittiğinde, bizim oğlan daha bir çocuktu. Adı üzerinde, "yeni savaşçı" derler ona zaten; babasının bıraktığı o ağır zırhın içinde biraz emanet duran ama gözlerinde babasının o meşhur, deli fişek öfkesini taşıyan bir delikanlı.

Hikaye şu ki, gökyüzü sakinleri Truva’nın düşmesi için tek bir şart koşmuşlardı: Eğer o koca surlar yıkılacaksa, Akhilleus’un kanından birinin o savaş meydanında olması lazımdı. Eh, Pyrrhos da daha toy yaşında, babasının mirasını sırtına alıp o kanlı kıyıya, Truva’ya yelken açtı. Bir düşün, daha sakalları yeni terlemiş bir gençsin ama elinde babanın o efsanevi mızrağı var. İnsan biraz heyecanlanmaz mı? Ama bizimkinin heyecanı biraz soğuktu, tıpkı kışın ilk ayazı gibi.

O koca tahta atın karnına gizlenip şehre girdiklerinde, Pyrrhos bir gölge gibi hareket etti. **Hekabe**'nin, o yaşlı kraliçenin çaresizliğini görmüşlüğü vardır. Pyrrhos, savaştan ziyade bir yıkım tanrısı gibiydi o gece. Kılıcını, bir zamanlar büyük babasının (hani şu bilge kral Priamos’un) kalbine sapladığında, belki de kendi sonunun da o kadar çabuk geleceğini bilmiyordu.

İşin aslı şu evlat; bazı çocuklar babalarının gölgesinden kaçmak ister, bazıları ise o gölgenin içine saklanıp devleşmeye çalışır. Pyrrhos, babasının koca ismini taşımaktan öyle yoruldu ki, sonunda kendi kaderini de bir başka öfke seline bıraktı.

Kısacası; Pyrrhos, sadece bir kahraman değil, aynı zamanda babasının adının altında ezilen, o adla devleşen ama sonunda kendi hırsının kurbanı olan hüzünlü bir gençti. Şimdi o kadehindeki şerbeti bitir de, bir gün sana onun nasıl yanıldığını, kendi sonunu nasıl kendi elleriyle hazırladığını anlatayım. Ama şimdilik bu kadarı kafi; zihnini çok yormadan biraz dinlen, zira tanrılar bile bazen hatırlar ki; en parlak ateş bile, çok çabuk tüketir kendini.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme