Thesauros Mythology Pyramus ile Thisbe

Pyramus ile Thisbe

Pyramus ile Thisbe

Babylon’un yasaklı aşıkları Pyramus ile Thisbe; bir duvar deliğinde büyüyen sevdalarını, kanla kızıla boyanan dut ağacının gölgesinde hüzünle taçlandırdılar.

Kara dutun eskiden kar gibi bembeyaz olan meyvelerinin neden kana bulandığını, Ovidius’un kaleminden süzülüp E. Hamilton’ın derlediği bu kederli anlatı gözler önüne serer.

Semiramis’in kurduğu Babylon’un otoriter sınırları içinde, Pyramus ile Thisbe, birbirine bitişik evlerin mahremiyetinde büyüdüler. Bir duvarın paylaştığı o dar alan, aslında ailelerin inşa ettiği ilk iktidar bloğuydu. Ancak tahakküm, arzu üzerinde mutlak bir hakimiyet kurmaya kalktığında, yasakların beslediği bir direnç doğar. Ebeveynlerin izni, bireyin varoluşunu sınırlayan bir komuta dönüşünce, aşıklar o duvarın içindeki görünmez boşluklara sığındılar. Bir çatlağın izin verdiği kısıtlı nefes alış, iktidarın gözünden kaçırılan bir başkaldırıydı.

Kaçış planı, Ninos’un mezarı gibi simgesel bir mekanda, dut ağacının gölgesinde vücut bulacaktı. Ancak doğanın vahşi ve belirsiz düzeniağzı kanlı bir aslanın rastlantısal gelişiiktidarın yarattığı baskıdan kurtulma çabasını bir trajediye evriltir. Thisbe’nin kaçarken düşürdüğü örtü, Pyramus’un zihninde, ebeveynlerinin ve toplumsal yapının dayattığı suçluluk duygusuyla birleşti. Delikanlının "Seni ben öldürdüm" haykırışı, otoritenin birey üzerinde kurduğu o içselleştirilmiş baskının bir sonucuydu; kişi, sevdiğinin yaşamını koruyamadığına inandırıldığında, yaşamdan vazgeçmeyi bir özgürleşme biçimi sandı.

Thisbe geri döndüğünde gördüğü manzara, iktidarın körü körüne uyguladığı yasakların, yaşama tutunmaya çalışan iki ruhu nasıl ölüme mahkum ettiğinin kanıtıydı. Genç kızın kendi bedenine yönelttiği kılıç, sadece yasına bir eşlik değil, arzularını ezen dünyaya karşı son bir itirazdı; ölüm, ailelerin ve tanrıların çizgili sınırlarından kurtulmanın tek yoluydu. Sonunda, küllerin bir kapta birleştirilmesi veya tanrıların dut ağaçlarına o kızıl rengi bahşetmesi, bu trajediyi bir efsaneye dönüştürerek, tahakkümün yarattığı o derin izi doğanın hafızasına kazımaktan başka bir şey yapmadı.
Silenos
Gelin bakalım çocuklar, şöyle yaklaşın. Şarabımdan bir yudum alıp boğazımı ıslatayım da size hüzünlü mü hüzünlü, ama bir o kadar da kadim bir hikaye anlatayım. Hani şu bahçelerde gördüğünüz, elinize alırsanız parmaklarınızı kıpkırmızı boyayan karadutlar var ya? İşte onlar, aslında hep böyle değildi.

Çok eski zamanlarda, o görkemli Babylon şehrinde, birbirine bitişik evlerde oturan iki genç yaşardı: Pyramus ve Thisbe. İkisi de öyle güzel, öyle ışıl ışıldı ki, sanki gökyüzü sakinleri onları bizzat kendi elleriyle yoğurmuştu. Ama bazen büyükler, tıpkı sizin anne babalarınız gibi, bazen saçma sapan kurallar koyarlar ya, işte onların aileleri de birbirine küskündü. İki gencin kavuşmasına izin vermediler.

Peki, aşk dediğin şey bir duvarla durdurulabilir mi hiç? Elbette hayır! İki gencin evlerini ayıran taş duvarın içinde minicik bir çatlak vardı. Pyramus bir taraftan, Thisbe öbür taraftan dudaklarını o deliğe dayar, gece boyunca fısıldaşırlardı. Taşın soğukluğu, onların yüreğindeki sıcaklığı söndüremiyordu bile.

Sonunda, “Böyle olmayacak,” dediler. “Gidelim buradan, Ninos’un mezarının yanındaki o koca dut ağacının altında buluşalım.”

O akşam Thisbe, kalbi gümbür gümbür çarparak erkenden dut ağacının altına gitti. Ama bir de ne görsün? Karanlıkta, ağzı başkasının kanıyla boyanmış, vahşi bir aslan su içmeye gelmiş! Kızcağız korkudan ne yapacağını şaşırdı, koşarken sırtındaki şalı yere düşürdü. Aslan da şalı parçalayıp ormana doğru gözden kayboldu.

Az sonra Pyramus geldi. Yerde Thisbe’nin parçalanmış ve kan içindeki şalını görünce, dünyası başına yıkıldı. “Ben gelmedim, onu koruyamadım, o da can verdi!” diye haykırdı. Acı, insanın gözünü kör eder çocuklar; genç adam, bir an bile düşünmeden kılıcını kalbine sapladı. Fışkıran kanlar, ağacın beyaz dutlarının üzerine sıçradı; dutlar, adeta olanlara tanıklık edercesine o anda kıpkırmızı oldu.

Biraz sonra Thisbe, titreyerek geri döndü. Sevdiği delikanlının yerde yattığını görünce, hıçkırıkları geceye karıştı. Pyramus son bir kez gözlerini açıp Thisbe'sine baktı ve huzurla kapattı. Kızcağız, sevdiğinin hala sıcak olan kılıcını aldığı gibi, “Madem hayat bizi ayırdı, ölüm bizi birleştirsin,” dedi ve o da kendini bıraktı.

Gökyüzü sakinleri, aşağıda yaşanan bu hazin sona bakarken hüzünlendiler. İnsanlar, sevgililerin küllerini bir kaba koydular ama tanrılar bu aşk unutulmasın diye, o günden sonra tüm karadut ağaçlarının meyvelerini, o iki gencin kanını hatırlatsın diye koyu kırmızı, hatta morumsu bir renkle süslediler.

İşte böyle... Şimdi o ağaçların altına gittiğinizde, yere düşen dutlara dikkatli bakın. Belki de bir yerlerde, hala fısıldaşıyorlardır, kim bilir? Hadi bakalım, gözlerinizden öperim. Akşamın serinliği çöktü, artık biraz dinlenin.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme