Bir zamanlar, uzak diyarlarda, Phokis krallığında yaşayan bir çocuk varmış. Adı Pylades. Bu çocuk, saray bahçelerinde koştururken başka bir çocukla, Orestes ile tanışmış. Onlar sadece arkadaş değil, sanki aynı ağacın iki dalı gibi birbirine bağlılarmış. Birlikte gülmüşler, birlikte büyümüşler; biri neye üzülse diğeri hemen elini omzuna koymuş.
Orestes bir gün kalbinde kocaman bir ağırlık hissetmiş. Babasının başına gelenler yüzünden çok üzgünmüş ve adaleti yerine getirmek istiyormuş. İşte tam o an Pylades, "Senin yükün benim de yüküm, senin yolun benim de yolum," demiş. Hiç korkmadan, hiç düşünmeden yoldaşına destek olmuş.
Sonra bu iki cesur yürek, Tauris adında çok uzak, denizlerin ötesindeki bir ülkeye gitmek zorunda kalmışlar. Yollar uzunmuş, hava bazen soğuk bazen rüzgarlıymış ama Pylades hep yanındaymış. Sanki güneşli bir günde, içimizi ısıtan tatlı bir içecek gibi yoldaşına güç vermiş. Dostluk dedikleri şey işte tam olarak buymuş; en zor zamanlarda bile elini bırakmayan, seni kendine getiren o güzel bağ. Onlar dağ tepe demeden, bir elmanın iki yarısı gibi hep yan yana yürümüşler. Pylades, gerçek bir dostun gökyüzündeki parlak yıldızlar kadar güvenilir olduğunu herkese göstermiş.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Sana hep kralların, büyük kahramanların isimleri öğretilir de, o isimlerin gölgesinde ömür tüketenlerin fısıltıları hiç duyulmaz. Bugün, sana Pylades’ten bahsedeceğim.
Herkes onu sadece Orestes’in gölgesi, "sadık arkadaş" sanır. Ama gel, birlikte bakalım; gerçekte Pylades kimdi? O, Phokis kralı Strophios’un oğluydu. Yani aslında, Güçlüler sofrasında bir piyon olarak doğmuştu. Krallar kendi aralarında oyunlar oynarken, çocuklar bu satranç tahtasının sessiz figürleri olurlar. Orestes ile birlikte büyüdü, evet. Ama bu büyüme, sevgi dolu bir bahçede değil; bir babanın intikam hırsının, bir kralın öfkesinin soğuk duvarları arasında gerçekleşti.
İnsanlar Pylades’in Orestes’e babasının öcünü alırken yardım ettiğini anlatır ve bunu bir "sadakat" destanı gibi sunarlar. Oysa bir düşün, küçücük bir çocuğun omuzlarına bir kralın kanlı mirası yüklenirse, o çocuk hala kendi kararlarını verebilir mi? Pylades, bir dostun yoldaşlığından ziyade, sistemin yarattığı bir "kader ortağı" gibiydi. Tauris’e yapılan o uzun, ürkütücü yolculukta Orestes’in acıları, Pylades’in kendi kimliğinin önüne geçti. Gökyüzü sakinlerinin yazgı dediği o acımasız tiyatroda, Pylades kendi hayatını yaşayamadı; hep bir başkasının acısına merhem olmaya zorlandı.
Orestes, Agamemnon’un oğlu olmanın ağırlığıyla ezilirken, Pylades bu yükün sessiz hamalıydı. Sistemin çarkları, kralların ihtirasları uğruna Pylades gibi pırıl pırıl zihinleri birbirine düğümler. Onlara "kahramanlık" dedikleri o parıltılı maskeyi takarlar ki, arkasındaki hüznü, o genç yaşta kaybedilen huzuru kimse sorgulamasın.
Şimdi anlıyor musun? Pylades sadece bir yoldaş değil, kralların büyük hırslarının sessizce yuttuğu bir çocuktu. Hayat, bazen bir kadeh şarabın içindeki buruk tat gibidir; neşesi az, tortusu çoktur. Pylades’in hikayesindeki tortu, kralların hatalarını başkalarına ödetmeleriydi. O yüzden, evlat; başkalarının yazdığı kahramanlık masallarını dinlerken, o masalın görünmeyen yüzündeki sessizleri her zaman hatırla.